ARTVİN BAROSU BAŞKANI AV. İZZET VARAN’IN YENİ ADLİ YILIN BAŞLANGICI DOLAYISIYLA

YAPMIŞ OLDUĞU KONUŞMASININ METNİ

 

Son yıllarda mesleğimize ve hukukçulara ve bir gün herkese gerekli olacak hukuka hizmet edenlere yönelik saldırıları şiddetle kınıyor, görevleri başında iken yaşamlarını yitiren avukat, hâkim, savcı ve adli personele Allahtan rahmet kederli ailelerine başsağlığı diliyoruz.

“Bir yeni Adli Yıla daha girmekteyiz. Terör, Ekonomik Bunalım, İşsizlik, Hayat Pahalılığı, Eğitim ve Öğretimdeki sorunlar, Fırsat Eşitsizliği, Çarpık Kentleşme, Sağlıksız Çevre, Sosyal Güvensizlik gibi sorunlar yumağı içinde olan ülkemizin en ciddi sorunlarından biri de Hukukun Üstünlüğü ve Yargı Bağımsızlığı İlkesinin yeterince kurulamamış, kurumsallaşamamış olmasıdır.

 

“Yeni Adli yıla birçok sorunla giriyoruz.”

Yeni adli yıl başlarken mesleğimizin ve genelde hukukçuların temel sorunu ülkemizdeki hukuk eğitiminde yaşanan sıkıntılardır. Hukuk eğitimindeki plansızlık ve bu plansızlığın yol açtığı sorunlar her geçen gün alabildiğine büyümektedir.  Bugün için Eğitim-Öğretim etkinliğini sürdüren 56 Hukuk Fakültesi ve 25.000 hukuk öğrencisi mevcut olup, bu fakültelere her yıl 6.000 yeni öğrenci alınmaktadır. Dünyada avukatlık için salt hukuk fakültesi diplomasını yeterli bulan ender ülkelerden biriyiz. Sayısı her geçen gün artan ancak eğitimin nitelik ve niceliği değişmeyen hatta giderek gerileyen hukuk fakültelerinden, neredeyse her mezun olanın, avukat olduğu ülkemizde, “Avukatlar“ çoğaldıkça büyüyen ve kendi mesleki geleceğini sıkıntıya sokan bir yapıya doğru hızla ilerlemektedirler. Hukuk eğitimini fakülte açmak olarak algılayan anlayışa tepkilerimizi ve hukuk eğitimi kalitesine yönelik eleştiri ve önerilerimizi yıllardır bıkmadan dile getiriyor ve her fırsatta yineliyoruz.  Bilinmelidir ki, köklü, kalıcı ve kapsamlı bir yargı reformu, öncelikle “hukuk eğitimi”nin nicel ve nitel değişiminden geçer.

Bugün Avukatlar, Avukatlık Mesleği ve Barolar büyük sorunlar yaşamaktadır. Daha staj aşamasında çalışma yasağı olan ve sosyal güvenceden yoksun üyelerimiz, mesleğe başladıklarında da ağır vergi yükleri ve masraflarla karşı karşıya kalmakta, kendi sosyal ve mesleki sorunları yanında yargının ağır ve giderilemeyen sorunları ile de boğuşmak zorunda bırakılmaktadır.

Aslında biliyoruz ki, mesleğin sorunlarından bir kısmı ülkemizdeki demokratik yapılanmanın bozuk olmasından, Adil Yargılanma Hakkı, Hukukun Üstünlüğü ve Yargı Bağımsızlığı ilkelerinin tam ve gereği gibi uygulanamamasından doğmaktadır.

 

“ADALETE ERİŞİM ve CMK ÖDEMELERİ”

Bilindiği gibi ‘Adalete Erişim’in kolay ve ucuz olması hatta ücretsiz olması “Adli Yardım”ın etkinleştirilmesi çağdaş ve gelişmiş ülkeler demokrasisinin, temel ilkeleri arasındadır. Bizde de CMUK ile başlayan ve CMK ile gelişen bir Adalete Erişim uygulaması başlangıçta çağdaş ülkeler standardındaydı.  Ancak Siyasi İktidar bunu da halkımıza çok görerek sürekli yasa değişiklikleri yaparak hem sistemi kuşa çevirdi hem de burada görev yapan avukatları mağdur ederek zorunlu müdafiliği angaryaya dönüştürdü.

 

“SAĞLANAMAYAN YARGI BAĞIMSIZLIĞI ve HSYK”

Ne yazık ki ülkemizde bugüne değin ‘Yargı Bağımsızlığı’ tam olarak sağlanamamıştır. Bugün geldiğimiz noktada Yargı Bağımsızlığı kavramı her günkünden daha da geriye gitmiş ve siyasi iktidarın ‘el atması’ noktasına gelmiştir. Hâkim ve Savcıların yasal ve demokratik sesi ve örgütlenmesi YARSAV’ı kapatmak için uğraş veren anlayışın yargı ve yargıç bağımsızlığını sağlayacağına dair derin kaygılarımız vardır.

Adalet Bakanlığı’nca hazırlanan ve içeriği tam olarak bilinmemekle birlikte Basına yansıyan Yargı Reformu Taslağında yer alan; Anayasa Mahkemesi üyeleri ile HSYK üyelerinin Meclis tarafından seçilmesini öngören düzenlemeler, Yargı Bağımsızlığını zedeleyici ve demokrasinin olmazsa olmaz koşulu, “Erkler Ayrılığı” ilkesine ters düşecektir. HSYK Yargıç ve Savcıların özlük işlerini, atama ve yükselmelerini yürütmekle yetkilendirilmiş bir kurul olup bu kurulun özerk bütçesi, özerk yönetimi ve kendine bağlı müfettişleri ile sekretaryasının, siyasi baskılardan ve etkilerden uzak olması yargı bağımsızlığının temel öğesidir.

Diğer yandan Adalet hizmetlerinin yürütülmesinde özverisi ve emeğini ortaya koyan işin mutfağında olup ta gereken sosyal ve ekonomik haklara sahip olmayan adalet emekçilerinin de sorunlarının bir an önce çözümü en büyük dileklerimizden biridir.

 

“YARGILAMADAN KAYNAKLANAN YANLIŞ UYGULAMALAR SAVUNMA HAKKINI ZEDELEMEKTEDİR”

2005 Yılında yürürlüğe giren TCK ve CMK henüz arkalarında yeteri kadar Yargı Kararları desteğini bulamamıştır. Bu nedenle kimi uygulamalar, Yargıtay denetiminden geçmemiş olmasına karşın tüm ülkede ve neredeyse tüm davalarda genel uygulama haline gelmiştir.  Birçok savcı ve yargıç da kendine özgü usuller, yöntemler oluşturarak, soruşturma ve kovuşturmalarda bu tür uygulamaları sürdürmektedirler.

CMK gerçekte suçluların hukuku değildir.  Anayasa ve temel ceza hukuku ilkesi olan “suçsuzluk karinesi” gereğince, suçu kanıtlanana kadar kişi masumdur. Bu nedenle iddia ile başlayan yargılamada CMK’da yer alan haklar ile savunma, iddiaya yanıt vermektedir. Ancak savunmanın başladığı yerde müdafilerin, sesinin kesilmek istenmesi; ne kadar demokrasi ve ne kadar hukukun üstünlüğü ilkesine sahip çıkıldığının ve savunmaya ne kadar saygı duyulduğunun göstergesidir!

 

“SAVUNMA HAKKININ ÖZÜNE DOKUNULAMAZ”

CMK 135. Madde İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasını düzenlemektedir. Bu maddeye( 135/2 ) göre şüpheli ya da sanığın tanıklık yapmaktan çekinebilecek kişilerle yaptığı konuşmalar kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleşmişse alınan kayıtlar derhal yok edilir.  Bu hükme karşın bu doğrultuda alınan ifadeler iddianamelerde yer almakta ve bile bile suç işlenmektedir. Ayrıca CMK 136. Maddeye göre şüpheli ve sanığa yüklenen suç dolayısı ile avukatının bürosu, konutu ve yerleşim yerindeki telekomünikasyon araçları hakkında 135. Madde hükmünün uygulanamayacağı düzenlenmiştir. Yine birçok meslektaşımızın müvekkili ile ilgili olarak yaptıkları savunma hazırlıkları ve kanıt toplama faaliyeti sırasında yaptıkları konuşmaları dinlenmiş ve bunlar da iddianamelerde yer almıştır. Bu durum başta Anayasa ve AİHS olmak üzere hem kutsal hak ve özgürlüklerden sayılan Savunma Hakkının özüne dokunmakta ve hem de CMK’nın 46 ve 136. Maddelerine açıkça aykırılık oluşturmaktadır.

 

“SAVUNMA OLMADAN DEMOKRASİ VE ADALET SAĞLANAMAZ”

Ayrıca CMK’nın 134, 135 ve 140. Maddesinde yer alan hükmün de yasaya aykırı uygulandığını önemle belirtmek gerekir. Yasaya göre Bilgisayarlarda, Bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma ile Telekomünikasyon yoluyla yapılan İletişimin Denetlenmesi ve de Teknik Araçlarla İzleme ancak başka suretle kanıt elde etme olanağı bulunmaması durumunda başvurulacak bir yöntem olarak düzenlenmiş iken bu maddeler hiçe sayılarak suç teşkil eden uygulamalar yapılmıştır. Bu maddelerin gerekçelerinde uygulamanın “Ultima Ratio” yani “son çare” olarak yapılacağı belirtilmişken, 6 Bin sayfaya ulaşan kamuoyunca bilinen davada üç iddianamede de nerede ise bu yöntemlerle elde edilmiş “kanıtlar” mevcuttur. Yani “Ultima Ratio” olarak uygulanacak bir madde ben yaptım oldu mantığıyla “Prima Ratio”  yani “ilk çare” olarak uygulanmıştır. Diğer yandan bu yolla toplumda tüm vatandaşlar üstünde korku ve sindirme politikaları uygulanmış, Hâkim ve savcılarımızın da her fırsatta suç şüphesi olmaksızın dinlendikleri ve korku, baskı, sindirme ve yıldırmaya maruz bırakıldıkları bilinmektedir.

Kesin olarak bilinmelidir ki meslektaşlarımız mesleklerini ifa etmekte ve görevlerinin gereği hak ve hukukun korunması adına savunma yapmaktadırlar. Unutulmamalıdır ki her mesleğin altındaki unsur insandır ve bir mahkemeyi mahkeme yapan ve adaletin gerçekleşmesini sağlayan da savunmanın varlığıdır. Savunma olmadan demokrasi ve adil yargılama olmaz, adalet sağlanamaz.

 

“TOPLUMSAL BARIŞ”

Yakın tarihimizde ve bugün bu topraklarda dinler, mezhepler ve ırklar arasında bir gerilim, bir savaş yoktur. Ülkemizin gereksinimi toplumsal barıştır. Toplumsal Barışın temelini ise o ülkedeki sosyal sınıflar arasındaki farklılıkların, sosyal dengesizliklerin giderilmesi ve aradaki uçurumun azaltılması ve de her alanda fırsat eşitliğinin sağlanması oluşturur. Bugün yüzeysel, dış destekli ve dayatmacı bir barış süreci yaşanmak, yaşatılmak isteniyor. Oysa toplumsal barış ancak toplumcu bir bakış açısı ve toplumcu bir felsefe ile çözülür.

Dünyada bütün savaşların, kavgaların temelinde paylaşım bozukluğu ve ekonomik çıkar çatışmaları vardır.  Barışın sağlanması için de tüm paylaşım bozukluklarının düzeltilmesi, ekonomik çıkar çatışmalarının törpülenmesi, yok edilmesi, eşit ve çağdaş bir düzen kurulması, Toplumsal Barış için yeterli olacaktır. Ülkenin toplumdaki ayrışmayı hızlandıracak Kürt Açılımına değil tüm ülke vatandaşlarını kapsayacak Demokratik açılımlara ihtiyacı vardır.

 

“TAM BAĞIMSIZLIK”

Biliyoruz ve istiyoruz ki, yine de hangi ad altında olursa olsun, bu ülkede huzur ve barış mutlaka ama mutlaka sağlanmalıdır. Ve bunu hep birlikte başarmalıyız. Bunun için atılacak adımlar, ülkemizde yaşayan tüm yurttaşları kapsayıcı, kollayıcı ve birleştirici olmalı, ancak ayrıştırıcı ve bölücü tanımlarından kaçınmalı, Türk Ulusu ve Türk Milleti olarak herkes ve her kurum kendine düşen görevi yapmalıdır. Ancak bunlar yapılırken ülkemizin ULUSAL değerlerinden vazgeçilmemesi gerektiği de UNUTULMAMALIDIR. Bu nedenle de barışın yanında olurken, ülkemizi  “TAM BAĞIMSIZLIK” ilkesinden Ulus Devlet, Laik ve Üniter yapımızdan geri götürecek eylem ve işlemlerin karşısında olmayı da sürdürmeliyiz.

 

“ULUS BİLİNÇ KORUNMALIDIR”

Ülke olarak önemli, tehlikeli ve dayatılmış projelerle karşı karşıyayız. Bir yandan Laiklik ve Çağdaşlık karşıtı öte yandan etnik bölme ve parçalamayı hedefleyen güçler, iç ve dış işbirlikçileri ile hedefe hızla yaklaşmaktadır. Öyle ki Cumhuriyetimiz her yönüyle ileriye dönük, temelinde ulusal egemenlik, demokrasi ve tam bağımsızlık harçları ile donatılmış, büyük bir toplumsal değişim, dönüşüm ve gelişimi sürdürmeyi hedeflemekte iken birileri bizlere durağan, zaman zaman geriye dönen, çağdaş ve uygar dünyanın değerlerinden ayrılmış, bağımsızlığını yitirmiş, karanlık bir dünya içinde sorunlar yumağı ile boğuşan bir ülke olmamızı layık görmektedir. Artık bunları görmeliyiz..

 

“CUMHURİYET’İN DEĞERLERİNİ SAVUNANLAR CESUR OLMALIDIRLAR”

Cumhuriyet’e ve değerlerine inanan herkes, Atatürk İlke ve Devrimlerine, Laikliğe sahip davranış biçimleri göstermeli ve yargı mensupları da bu değerleri cesaretle savunmalı ve korumalıdır.

Daha dün,  Anayasanın 3. Maddesinin değiştirilemeyeceği kuralının kaldırılmasını dile getirmeye cesaret edemeyenler, bugün bir cesaret örneği daha göstererek Anayasanın 3. Maddesi kalkmadıkça yani “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütündür” hükmü değişmedikçe demokrasinin kurulamayacağını ileri sürmektedirler. Böylece hem ABD’nin ve hem de AB’nin ülkemizi Demokratikleştirmek için uğraştıklarını, bir kısım halkın ayrılma, bölünme ve bağımsız ayrı bir devlet kurma hakkı tanınmadıkça, demokratikleşemeyeceğimizi ileri sürerek yaptıklarından aldıkları güçle yüksek sesle haykırmaktadırlar. 

 

“ÇAĞDAŞLIKTAN GERİYE DÖNÜŞ”

Genelde ülkemizin, yargının ve özelde de Avukatlık Mesleğinin bazı sorunlarından söz ettik. Aslında bu sorunların tümünü sıralamak sayfalara sığmayacaktır. Ancak bu sorunları temelde demokrasi sorunundan ayırma olanağı da bulunmamaktadır. Bütün sorunların anası demokrasi eksikliği sorunudur. Siyasi iktidarlar demokrasiyi salt kendi iktidarlarının sonsuzluğu olarak görmektedirler. Bunun sonucu olarak da yurttaş hakları, toplumsal haklar, temel hak ve özgürlükler bir bir yok edilmektedir. Bugün ülkemizde temel bir demokrasi sorunu vardır. Sosyal ve Laik Hukuk Devleti yerine basit çizgileriyle bir Polis Devleti inşa edilmeye çalışılmaktadır. Ülkemizde TRT ve RTÜK diye özerk olması gereken kurumlar kalmamış, bilim yuvası olması gereken Üniversiteler cemaatler ve yandaşları ile doldurulmuş ve yönetimlere bu kişilerin gelmesi sağlanmış/sağlanmaktadır. YÖK,  akıl ve bilimin değil siyasi iktidarın ve cemaatlerin bir organı gibi çalışmaya başlamıştır.

Ülkede demokrasi, hak ve temel özgürlükler salt birey bazında ele alınmakta o da göstermelik olarak yapılmaktadır. Toplumsal özgürlüklerin tümü; başta grev ve toplu sözleşme hakkı olmak üzere yok edilmektedir.

 

“TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE TARAFSIZ YARGI”

Bu sorunlu ve acı tablo ile bir adli yılın daha başındayız. Artvin Barosu olarak tarihsel geçmişten ve Yasamızdan aldığımız güçle DEMOKRATİK, SOSYAL ve LAİK HUKUK DEVLETİNİN tesis edilmesi için tüm sorumluluklarımızın bilincinde olarak ulusumuzu, aydınlarımızı ve Cumhuriyetin tüm kurum ve kuruluşlarını, ÇAĞDAŞ UYGARLIĞA, TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE’YE,  BAĞIMSIZ YARGI VE TARAFSIZ ADALETİ gerçekleştirmeye ve bunun için CUMHURİYET DEĞERLERİYLE,  ATATÜRK İLKE VE DEVRİMLERİ doğrultusunda çalışarak güçlü bir demokrasinin yerleşmesi adına HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNE DAYALI ve GERÇEK ANLAMDA YARGI REFORMUNUN SAĞLANMASI çalışmasına davet ediyor ve bu uğurda yılmadan özenle demokratik kurallara uygun davranarak hukuksal mücadeleyi sürdüreceğimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz.

2009-2010 Adli Yılının özlemlerimizin gerçekleştiği bir yıl olmasını ve ülkemize hayırlar getirmesini diliyoruz.

 

Saygılarımızla.