ARTVİN BAROSU ANANAYSA KOMİSYONU'NUN 12 EYLÜL 2010 ANAYASA DEĞİŞİKLERİ DEĞERLENDİRMESİ

Ülkemizi uzun süredir tartışma ortamında tutan anayasa değişikliklerine evet veya hayır değerlendirmesi yapmadan önce halk oylamasına sunulan değişikliklerin ciddi bir şekilde tartışılması ve anlaşılması gerekmektedir.

Öncelikle anayasanın bir tarifini yapmak ve bir devletin niçin anayasaya gereksinim duyulduğunu anlamak gerekir. Her toplumun kendine özgü benimsediği yönetim kuralları vardır. Bazı ülkeler otoriter rejimlerle yönetilirken bazı rejimlerde ise  demokratik  veya yarı demokratik yönetimler ön plana çıkmış olabilir. Devlet hangi rejimi benimsemiş olursa olsun özellikle 18. yüzyıldan sonra hukuk kuralları genelde yazılı olarak belirlenmiş ve toplumsal uzlaşma sağlanmaya çalışılmıştır. Bazı ülkelerde (İngiltere gibi) anayasal kurallar yazılı olmasa da sözlü olarak varlıklarını sürdürmektedirler.

Anayasalar her ülkede yasaların yasası olarak adlandırıldıkları için baş yasa yada anayasa olarak adlandırılırlar. Anayasa kuralları bu nedenle kanun, tüzük veya yönetmelik gibi toplumsal ilişkileri düzenleyen diğer hukuk normlarından daha uzun süre yürürlükte kalırlar ve daha geniş topluluklar tarafından uzlaşma yolu ile uygulamaya konulur yada kaldırılırlar.

Anayasa metinleri yada kısmi değişiklik metinleri tüm toplumu ilgilendiren toplum içerisinde ki tüm görüşleri kapsayan, o ülkede dili, dini, milliyetini ne olursa olsun  gerekirse tek kişi dahi olsun herkesin hakkını, hukukunu koruyabilen, özellikle 20.yüzyıldan sonra insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğünü egemen kılan, toplumdaki her ayrı düşünceye demokratik tahammül gösterebilen ve o toplumda yaşayan insanların dışında, uluslar arası antlaşmalara, tüm dünya insanlarının hak ve hukuklarını da korur bir şekilde oluşturulan ve sıkça değiştirilmesi önerilmeyen toplumsal uzlaşma kurallarıdır.  Bu nedenle ülkede çıkarılan tüm yasa, tüzük ve yönetmeliklerde anayasaya uygun, anayasa ile çelişmeyen, çatışmaz şekilde olmalıdır.

Maddeleri çok fazla anayasalar yerine daha yalın daha anlaşılabilir ve toplumun her kesimince kabul gören ortak metinler  toplumsal yaşamda daha az karmaşaya daha az hukuk ihlaline ve daha az zorluklara neden olurlar.

Yazılı anayasa kuralları fikir veren, yasama tarafından çıkarılacak yasaların hangi kriterlere uygun olması gerektiğini belirleyen, sadece o ülkede yaşayan homojen (dili, dini, milliyeti, düşüncesi, ülküsü ortak paydayı taşıyan) olan toplumun değil aynı zamanda  heterojen (dili, dini, milliyeti, düşüncesi, ülküsü farklı paydalar taşıyan)  topluluklarında haklarını koruyan kurallardır. Otoriter sistemlerin anayasaları daha çok baskıcı kurallar taşırken, demokratik anayasalar da baskıcı kurallar bulunmaz. Bazı özel durumlarda kısıtlamalar ancak yargıç kararı ile uygulanabilirler. Bu tür kısıtlamalar da süreklilik arz etmezler. Belli dönem ve sürelerle sınırlıdırlar (Olağanüstü hal, Savaş Hali gibi).

18 Ekim 1982 tarihinde halk oylaması ile kabul edilerek yürürlüğe giren 1982 Anayasası bu güne kadar birçok değişikliklerle önemli oranda kabul tarihinde ki kurallarının değiştirilerek ancak bazı maddelerinin ise değişmeden günümüze kadar gelen ve toplumda anti-demokratik yönleri sıkça tartışılan bir anayasadır. Bu gün bu anayasanın değişmesi gerektiği hususunda toplumda ki tüm siyasal partiler ve sivil toplum örgütleri aynı görüşte olmalarına rağmen yapılacak düzenlemelerin gerek yönteminde gerekse içeriğinde farklı düşünmektedirler.

Herkesin ayrı bir görüşü olabilir, ancak herkesin görüşlerinin anayasa kuralı haline getirilmesi toplumun farklı düşünen kesimleri için ne kadar sakıncalı ise kendi görüşlerinin de anayasa kuralı olmasının istenilmesi de o derece sakıncalıdır. Anayasa değişiklikleri ve anayasal kurallar tüm toplum kesimlerinde üzerinde uzlaşma sağlanarak yürürlüğe konulması gereken kurallardır.

12 Eylül 2010 tarihinde halk oylamasına sunulacak bu değişiklikler üzerinde ki dinmek bilmeyen tartışmaların nedeni değişiklik paketinde toplumsal uzlaşma sağlanamamış olmasıdır. Bu değişikliklerin halk oylamasına sunularak yapılması sadece bir şeklin yerine getirilmesidir. Halk oylaması yapılan değişikliklerin doğru, hatasız veya tüm toplumun kabullenebileceği anlamına gelmez. Öyle olsaydı, bugün 1982 anayasasının toplumun her kesimi tarafından değiştirilmesi gerektiği dile getirilmezdi. Keza, bu gün bu anayasayı ciddi şekilde anti-demokratik bulan gerek iktidar gerekse muhalefetin büyük bir bölümü 1982 anayasası oylanırken evet dediklerini unutmasınlar. %92 halk oyu ile kabul edilmiş bir anayasanın bu gün anti-demokratik bulunması 1982 yılında darbeci anayasaya karşı koymayan bu günün yöneticileri ve siyasetle ilgilenenleridir. %51 ile anayasa değişikliklerinin kabul edilmesi veya edilmemesi yapılan bu değişikliklerin doğru olduğu veya yanlış olduğu anlamına gelmez. 

Bu nedenle, evet veya hayır oyunu kullanacak vatandaşlarımızın oyuna sunulan bu değişikliklerin ne anlama geldiğini iyi anlamak ve bilinçli şekilde oylarını kullanmalarını istemek gerekir. Baskıyla, tehditle, siyaset içerisinde taraf olmakla, o lider istedi, bu lider istemedi gibi kişisel tercihlerden çok dış etkilerle kullanılan oyların bu ülke için bir yararı olmayacaktır.

Öncelikle teknik açıdan toptan evet yada toptan hayır tercihine itilmek ve buna zorlanmak başlangıçta anayasal değişikliklerin aslında toplumsal uzlaşma ve anayasa kurallarında demokratikleşme sağlama söyleminin hiç de doğru olmadığını göstermektedir. Değişikliğe konu 26 maddenin ayrı ayrı değerlendirilmesin de evet denmesi gereken maddeler olduğu gibi hayır denmesi gereken değerlendirmelerde çoğunluktadır. Ancak bu değişiklik bize yanlışa da evet doğruya da hayır dedirtmek noktasında, taraf olmayanın bir taraf addedildiği veya anayasa değişikliğinden çok hükümete güvensizlik oyuna dönüştürülen söylemler anayasa değişikliği gibi ülkenin en hayati konusunda siyasilerimizin yine derslerine çalışmadığının da açık göstergesidir.

Siyasi gösterilerle anayasal değişiklikleri basite indirgenemeyeceği gibi magazinsel eylemlerle de savunulan görüşler doğruluk kazanamazlar. 12 Eylül darbecileri tarafından birileri adil yargılama olmadan ölüm cezalarına uğratılırlarken ve asılırlarken alkış tutanlar bugün timsah gözyaşları ile topluma seslenmelerini siyasi etik olarak doğru kabul etmek nasıl mümkün değilse, anayasal değişiklikleri mecliste oylamalara katılmayarak sonradan hayır oyu istemekte veya halk oylamasını boykot etmekte yerinde değildir. İktidar yanı 26 madde de yapılacak değişikliklerin doğru olduğunu, ana muhalefet ise 26 maddenin 2 maddesine karşı çıktığını belirterek evet yada hayır oyu istemektedirler. Teknik açıdan tüm maddelerin birlikte oylanması 2 maddeye karşı çıkan ama diğer maddelere bir diyeceği olmayanlara 24 doğruyu 2 yanlışa feda ettiren teklif sahipleridir.

Anayasa değişikliği paketinde yer alan maddeler tek tek oylamaya sunulmuş olsaydı bugün bu iki madde üzerinde daha çok tartışma olacak, düşünceler daha çizgileri belirli olarak kamuoyuna yansıyacak ve seçmende daha bilinçli oy kullanabilecekti. İşte bu açıdan baktığımızda değişikliklerin paket olarak oylanması ve paket olarak halkoyuna sunulmasının ardında siyasal kurnazlığın ve başka düşüncelerin olduğu, ancak muhalefet partilerinde derslerine çalışmadığı iki maddenin dışında ki 24 maddede ki toplumsal uzlaşmayı sıkıntıya sokacak tehlikelere toplumun dikkatinin çekilmemesi de yanlıştır. Bu nedenle halkoyuna sunulacak 26 maddeyi de ayrı ayrı inceleyen Artvin Barosu Anayasa Değişikliği Komisyonu toplumsal uzlaşmayı sıkıntıya sokacak ileride iktidar kim olursa olsun anayasal maddeler üzerinden otoriter bir yönetim anlayışına olanak sağlayacak tehlikeleri topluma anlatmanın sorumluluğu ile değerlendirmelerimizi yapacağız.

1.KANUN ÖNÜNDE EŞİTLİK İLKESİ:

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİK METNİ

X. Kanun önünde eşitlik:

MADDE 10 – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce,felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yasama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.

X. Kanun önünde eşitlik:

MADDE 10 – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce,felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yasama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.

Çocuklar, yaslılar ve engelliler gibi özel surette korunması gerekenler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılamaz.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.

Halkoylamasına sunulan 1982 Anayasasının 10. maddesinde ki değişiklik kısmi bir değişiklik olup 1982 Anayasasında ki içeriğini korumakla birlikte ‘’Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. Çocuklar, yaslılar ve engelliler gibi özel surette korunması gerekenler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılamaz.’’ metni eklenmiştir.

Eklenen metin pozitif ayrımcılığı destekleyen, toplumsal yaşamda cinslerine göre güçsüz addedilen kadınlara, doğası gereği gerçekten güçsüz olan çocuklara, engellilere bu güçsüzlüklerinin toplumsal ilişkilerde pozitif olarak yararlanmalarına yönelik olarak düşünülmektedir.

Normal olarak 1982 Anayasasının 10 maddesine eklenen bu metin anayasa tekniği açısından anayasal metne eklenmesine gerek yoktur. Keza, pozitif ayrımcılık olarak adlandırılan bu metinde ki haklar demokratik-sosyal hukuk devletlerin vazgeçilmez kurallarıdır. Ülkemizin taraf olduğu uluslar arası sözleşmelerle ve yürürlükteki medeni ve ceza hukuku anlamında yasalarla zaten bu haklar korunmaktadır. Anayasa metinleri kısa ve tüm toplumun gereksinmelerini karşılayacak metinler olmalıdırlar. Görüntüsü güzel olsun diye anayasa metinleri kaleme alınmazlar. Dayak yiyen kadının adli makamlara başvurma hakkı olduğu gibi ceza yasalarımızda ki yeni düzenlemelerle denetimli serbestlik kurumu ile de pozitif koruma getirilmiştir. Örneğin eşini döven adamın müşterek konuta girememesi gibi. Çocuklara karşı suç işlenmesinde ceza yasalarında ilave cezalar yanında çocuklara karşı işlenen suçlarda sadece tarafın çocuk olmasından dolayı faile verilecek cezada suçun ağırlaştırıcı unsuru sayılarak cezalarda yarı oranında artırıma gidilmektedir.        

Engelliler toplumun diğer fertlerinden daha fazla korunması gereken vatandaşlarıdır. Gerek Medeni Hukuk gerekse de ceza hukuku alanında engellilerimiz içinde özel korumalar getirilmiştir, yeni düzenlemelerde yapılamalıdır. Ancak, 1982 Anayasasının 10. maddesinde yer almayan eklenen metin olmadan da kadınlar, çocuklar, engelliler, gazi ve şehitlerimiz için pozitif ayrıma yönelik düzenlemeler nasıl başarılmış ise bundan böyle de yapılacak yasal düzenlemeler ile de yapılması mümkün iken bunun anayasa metni içerine alınması popülizm siyasetine dayandığı söylenebilir.

Sosyal Hukuk Devleti anlayışını benimseyen tüm demokratik ülkelerde eşitlik ilkesi olmazsa olmaz hedeflerden biridir. Eğer, 21. yüzyılda siyasal iktidarlar ülke anayasasına pozitif ayrımcılıkla ilgili maddeler koymayı düşünüyorlarsa, siyasal iktidarlar yönetimde oldukları dönemde başarılı olamamışlar demektir. 1982 Anayasasının 10. maddesinde yapılması düşünülen pozitif ayrımcılığa yönelik bu düzenlemeler siyasi propagandadan öte bir amaç ve hedef taşımadığı açıktır. Bu nedenle etik olarak bu maddenin düzenleme  biçimine karşı çıkmak gerekir. Keza, yasal mevzuatımız, kadınlar yönünden özel ve devlet bankaları kadınlarımıza yönelik özel destek kredisi verebilmektedir. Kadınlarımız ve çocuklarımız için yasalarda özel düzenlemeler yapılabilmekte ve anayasal değişikliğe gerek olmaksızın pozitif ayrımcılık yürürlüğe konabilmektedir. Zaten, TBMM’de ki tüm siyasal partilerde pozitif ayrımcılık yönünde yapılan düzenlemelere karşı çıkmadıkları gibi siyasal iktidara engelde olmamaktadırlar. Eşitlik ilkesi bir ülke vatandaşları için en önemli maddedir. Bunun pozitif ayrımcılık adı altında düzenlenmesi ileride eşitlik ilkesinin sürekli olarak ihlaline ve pozitif ayrımcılık altında diğer eşitlerin aleyhine işlemeye başlayacaktır. Sosyal Hukuk Devletinde ileride pozitif ayrımcılık adıyla yaratılacak farklı eşitsizliklere yer yoktur.

 Elbette, toplum içerisinde ezilen kadınlarımıza, çocuklarımıza, gazilerimize, şehitlerimize sahip çıkmak onları, korumak, kollamak, yaşam koşularını kolaylaştırmak devletin ve siyasal iktidarların görevidir. Yasa ile halledilebilecek konuları anayasal metinlere eklemek suretiyle oy avcılığı yapmak, anayasa gibi toplumsal uzlaşmayı gerektirecek önemli bir konuda toplumsal kaos yaratmak doğru değildir. Eşitlik herkes için gerekli olan bir maddedir. Pozitif ayrımcılık ile eşitlik maddesinin bir kez delinmesi ileride daha farklı delinmeleri de gündeme getirecektir.    

Anayasal değişiklikler içerinde yer alan bu madde teknik olarak gereksizdir.Toplumsal uzlaşma açısından  ileride siyasal iktidarlar tarafından diğer eşitler aleyhine kullanım kolaylığı sağlayacak olması açısından da yerinde değildir. Bazı siyasal partiler bu maddede ki değişikliğe karşı çıkamamasının nedeni bu kesimleri karşısına almamak gerekti düşüncesindedirler. Oysa, yasal mevzuatımız kadınlarımız, çocuklarımız, gazilerimiz, şehitlerimiz için pozitif ayrımcılığa engel değildir. Teknik olarak anayasal metne konulması eşitlik ilkesinin doğrudan ve açıktan ihlalidir. Paket dışı tek madde olarak oylamada hukuk etiği açısından HAYIR denmesi gereken bir maddedir.

 

2-ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ İLKESİ :

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİK METNİ

A. Özel hayatın gizliliği:

MADDE 20 – Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.

A. Özel hayatın gizliliği:

MADDE 20 – Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.

Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.

  

Halkoylamasına sunulan 1982 Anayasasının 20. maddesinde ki değişiklik kısmi bir değişiklik olup 1982 Anayasasında ki içeriğini korumakla birlikte ‘’Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.’’ metni eklenmiştir.

1982 Anayasasının 20.maddesinde kişisel verilerden söz etmez iken halkoylamasına götürülen değişiklik metnine kişisel veriler hakkında düzenleme yapılarak bu kavramdan söz edilmiştir. Kişisel veriden kasıt kamuoyunca FİŞLEME olarak adlandırılan ve yasal hiçbir dayanağı bulunmayan verilerdir. Bu madde teknik açıdan düzenlenmesi eksik yapılan ve işi sonradan yasa ile düzenlemeye yetki veren ancak toplumsal uzlaşma açısından göründüğünden tehlikeli bir maddedir. Anayasa metinlerinde ki en görünmez tehlikeler anayasa metninde gösterilenden amaç ve şeklin farklı yöntemlerle aşılarak yasal düzenleme yapılabilmesine olanak tanımasıdır. Anayasa değişikliklerini bu açıdan tartışırsak buz dağının görünen kısmı yasal düzenlemeler ise buz dağının görünmeyen tehlikeli kısımlarıdır.

Değişikliğe sunulan 20. maddeye eklenen metinde kişisel veriler nüfus kayıtları, ölüm, doğum kayıtları, parmak izi, kan grubu, ikametgahı, vatandaşlık haklarına ilişkin bilgiler ve veriler  ise sorun olarak algılanmaz ve tehlike olarak görülmezler. Ancak, sonradan yasal düzenlemeyle kapsamı belirlenecek verilerden bahsediliyorsa tehlike o zaman başlar. Kişilerin dini inançları, görüşleri, özel yaşamına ilişkin sırları veri tabanına kaydedilecek ve zamanı gelince de siyasi iktidarlar tarafından kullanılabilecektir. Bu kullanım ise idareye anayasal bir hakkın kullanımı olarak öncelik tanıyacaktır. Ortada kişisel bir veri varsa – değişikliğin kabulü halinde anayasal bir kurum olacaktır-  kişinin iradesi dışında bir kayıt tutulma durumu vardır.  Anayasal olarak kayıt tutulacak ancak bu kayıtlar açıklanamayacaktır. Açıklanamayacak kayıtların tutulmasının hukuk kurallarının üstün tutulduğu bir ülkede ne işe yaratacağı tartışma konusudur. Tutulan bu kayıtlar açıklanamaz ise birileri hakkında bilgi bankası oluşturulması ve iktidardakilerin bu kayıtlardan kişinin iradesi dışında faydalanması ve yasa dışı olarak el altından kullanılması anlamına gelecektir. Sadece sakınca bu kayıtların tutulmasında değil bu kayıtların kimler tarafından tutulacağını da önemli hale getirmektedir. Oysa değişiklik metninde bunlardan hiç söz edilmemektedir. Değişiklik metni açık olmalı kişinin vatandaş olmasından kaynaklanan kişisel verileri kayıtlanabilmeli (nüfus kayıtları, ölüm, doğum kayıtları, parmak izi, kan grubu, ikametgahı, vatandaşlık haklarına ilişkin diğer bilgiler) ancak kişisel veri adı altında kişilerin dini inançları, görüşleri, özel yaşamına ilişkin sırları kayıt altına alınması açık olarak yasaklanmalıdır. Bir suçun takibine ilişkin kayıtlar ise yargıç iznine ve adli yargı sisteminin kontrolüne  bağlanmalıdır. Bu açıdan gerek metnin tekniği gerekse toplumsal uzlaşmayı tehlikeye sokacak içeriği ve sonradan yasa ile basit çoğunlukla siyasi iktidarlarca keyfi düzenlemeye tabi tutulacak olması nedeniyle paket dışı tek madde olarak oylamada HAYIR denmesi gerektiğine inandığımız bir maddedir.

 

3-YERLEŞME ve SEYAHAT ÖZGÜRLÜĞÜ İLKESİ:

 

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİK METNİ

V. Yerleşme ve seyahat hürriyeti:

MADDE 23 – Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.

Yerleşme hürriyeti, suç islenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak;

Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç islenmesini önlemek;

Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.

Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması sebebiyle sınırlanabilir. Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksun bırakılamaz.

V. Yerleşme ve seyahat hürriyeti:

MADDE 23 – Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.

Yerleşme hürriyeti, suç islenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak;

Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç islenmesini önlemek;

Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir.

Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.

Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksun bırakılamaz.

  

Halkoylamasına sunulan 1982 Anayasasının 23. maddesinde ki değişiklik kısmi bir değişiklik olup 1982 Anayasasında ki içeriğini korumakla birlikte  önceki metinde ‘‘Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, vatandaşlık ödevi ya da ceza soruşturması veya kovuşturması sebebiyle sınırlanabilir.’’ cümlesine ancak suç ve hakim kararına bağlı olarak kelimeleri eklenmiştir. Bu şekli ile düzenleme ‘‘Vatandasın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir.’’ şeklinde değişikliğe tabi tutulmuştur.  

Halen yürürlükte bulunan 1982 Anayasasında ki 23. maddenin düzenlemesi toplumsal uzlaşmayı tehlikeli kılan bu hükmünün toplumsal uzlaşma açısından iyileştirilmesini sağlayacaktır. Bu ülke, bu maddede ki  haliyle  bir çok aydının ölümüne açık çek kesmiştir. Gerçi vergi yüzsüzleri de, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenler de bu değişiklikten faydalanabileceklerdir ancak yargıç kararı ile sınırlandırılabilir olması hususunun devreye girmesi gereken nokta burasıdır. Ancak, yargının da siyasallaştırılma süreci başlamışken bu hususta da keyfi kararların çıkması olasılığı yüksek olmasına rağmen paket dışı tek madde olarak oylamada EVET denilmesi gereken bir değişiklik olduğu inancındayız.

 

4-AİLENİN KORUNMASI ve ÇOCUK HAKLARI :

 

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİK METNİ

I. Ailenin korunması:

MADDE 41 – Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.

Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar

I. Ailenin korunması ve çocuk hakları:

MADDE 41 – Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.

Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.

Her çocuk, yeterli himaye ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

Devlet, çocuk istismarı, cinsellik ve şiddete karsı çocukları koruyucu tedbirleri alır.

     

Halkoylamasına sunulan 1982 Anayasasının 41. maddesinde ki değişiklik kısmi bir değişiklik olup 1982 Anayasasında ki içeriğini korumakla birlikte öncelikle Ailenin korunması başlığı altında düzenlenen başlığa ‘‘ve çocuk hakları’’ ibaresi eklenmiş 1982 Anayasasının 41. maddesinin 1 ve 2. fıkralarına 3 ve 4. fıkra eklenmiştir. 3 ve 4. fıkralar ‘‘Her çocuk, yeterli himaye ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. Devlet, çocuk istismarı, cinsellik ve şiddete karsı çocukları koruyucu tedbirleri alır.’’ şeklindedir.  

1982 Anayasasının 41. maddesinde değişiklik öngören bu metin teknik olarak pozitif ayrımcılığı destekleyen, toplumsal yaşamda doğası gereği gerçekten güçsüz olan çocuklara toplumsal ilişkilerde pozitif olarak yararlanmalarına yönelik olarak düşünülmektedir.

Normal olarak 1982 Anayasasının 41 maddesine eklenen bu metin anayasa tekniği açısından anayasal metne eklenmesine gerek yoktur. Keza, pozitif ayrımcılık olarak adlandırılan bu metinde ki haklar demokratik-sosyal hukuk devletlerin vazgeçilmez kurallarıdır. Ülkemizin taraf olduğu uluslar arası sözleşmelerle ve yürürlükteki medeni yasa,ceza yasası ve küçüklerin korunmasına ilişkin yasalarıyla bu haklar zaten korunmaktadır. Anayasa metinleri kısa ve tüm toplumun gereksinmelerini karşılayacak metinler olmalıdırlar.

Çocukların korunmasına yönelik tedbirleri almak siyasal iktidarların ve devletin asli görevleridir. Bunun anayasal madde olarak belirlenmesine gerek yoktur. Uzun süredir iktidarda bulunanlar bu konuda eksik kaldıklarını düşünüyorlarsa bunu yapmalılar anayasal değişikliğine sığınmamalıdırlar.

Sosyal Hukuk Devleti anlayışını benimseyen tüm demokratik ülkelerde eşitlik ilkesi olmazsa olmaz hedeflerden biri olduğu gibi çocukların korunması ve çocuklar yönünden pozitif ayrımcılık devletin ve siyasal iktidarların görevidir. Ayrıca anayasaya eklenmesine gerek yoktur.

Anayasal değişiklikler içerinde yer alan bu madde teknik olarak gereksiz olsa bile yine de düzenlenmesinde toplumsal uzlaşma açısından kimsenin karşı çıkmayacağı bir düzenlemedir. Paket dışı tek madde olarak oylamada EVET denilmesinde sakınca olmayan bir maddedir.

 

 

 

 

5-TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ ve TOPLU SÖZLEŞME  HAKKI:

 

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİK METNİ

A. Toplu is sözleşmesi hakkı:

MADDE 53. –  İsçiler ve işverenler, karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu is sözleşmesi yapma hakkına sahiptirler.

Toplu iş sözleşmesinin nasıl yapılacağı kanunla düzenlenir.

(Ek: 23.7.1995-4121/4 md.) 128 inci maddenin ilk fıkrası kapsamına giren kamu görevlilerinin kanunla kendi aralarında kurmalarına cevaz verilecek olan ve bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları ile 54 üncü madde hükümlerine tabi olmayan sendikalar ve üst kuruluşları, üyeleri adına yargı mercilerine başvurabilir ve idareyle amaçları doğrultusunda toplu görüşme yapabilirler. Toplu görüşme sonunda anlaşmaya varılırsa düzenlenecek mutabakat metni taraflarca imzalanır. Bu mutabakat metni, uygun idarî veya kanunî düzenlemenin yapılabilmesi için Bakanlar Kurulunun takdirine sunulur. Toplu görüşme sonunda mutabakat metni imzalanmamışsa anlaşma ve anlaşmazlık noktaları da taraflarca imzalanacak bir tutanakla Bakanlar Kurulunun takdirine sunulur.Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usuller kanunla düzenlenir.

Aynı işyerinde, aynı dönem için, birden fazla toplu iş sözleşmesi yapılamaz ve uygulanamaz.

A. Toplu is sözleşmesi ve toplu sözleşme hakkı:

MADDE 53. – İşçiler ve işverenler, karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu is sözleşmesi yapma hakkına sahiptirler.

Toplu iş sözleşmesinin nasıl yapılacağı kanunla düzenlenir.

Aynı işyerinde, aynı dönem için, birden fazla toplu is sözleşmesi yapılamaz ve uygulanamaz.

Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma hakkına sahiptirler.

Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Uzlaştırma Kuruluna başvurabilir. Uzlaştırma Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir.

Toplu sözleşme hakkının kapsamı, istisnaları, toplu

sözleşmeden yararlanacaklar, toplu sözleşmenin yapılma şekli, usulü ve yürürlüğü, Uzlaştırma Kurulunun teşkili, çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar kanunla düzenlenir.

 

 

Halkoylamasına sunulan 1982 Anayasasının 53. maddesinde ki değişiklik kısmi bir değişiklik olup 1982 Anayasasında ki içeriğini korumakla birlikte öncelikle Toplu İş Sözleşmesi Hakkı başlığı altında düzenlenen başlığa ‘‘ve toplu iş sözleşmesi hakkı’’ ibaresi eklenmiş 1982 Anayasasının 53. maddesinin 1., 2. ve 4. fıkraları aynen korunmuş 23.07.1995 tarihinde ek değişiklikle getirilen 3.fıkra kaldırılmış ve yerine 4. fıkranın düzenlenmesi ‘‘Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma hakkına sahiptirler. Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Uzlaştırma Kuruluna başvurabilir. Uzlaştırma Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir. Toplu sözleşme hakkının kapsamı, istisnaları, toplu sözleşmeden yararlanacaklar, toplu sözleşmenin yapılma şekli, usulü ve yürürlüğü, Uzlaştırma Kurulunun teşkili, çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar kanunla düzenlenir.’’  şeklindedir.

1982 Anayasasında sadece işçi statüsünde olanlara toplu iş sözleşmesi yapma olanağı tanınırken 12 Eylül halkoylaması ile işçi statüsünün dışında kalan memur ve diğer kamu görevlilerinin de toplu iş sözleşmesi yapabilmesinin önü açılmıştır. 1982 Anayasasında toplu iş sözleşmelerinde uzlaşma sağlansa da sağlanmasa da Bakanlar Kurulunun takdirine sunulmaktadır. 12 Eylül Halkoylaması ile memur ve diğer kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkı tanınırken işçiler için toplu sözleşmede anlaşılma veya anlaşılamama hususunun Bakanlar Kurulunun takdirine sunulması kaldırılırken yeni bir kavram olan uzlaştırma kurulu, Bakanlar Kurulu adına uzlaşmazlıkları inceleyecektir. Bu kapsamda memur ve diğer kamu görevlileri için toplu iş sözleşmesi getirilirken işçi statüsündekiler için de getirilen değişiklikle anlaşamazlık halinde uzlaştırma kurulu yetkili hale getirilmiştir.

Toplu İş Sözleşmesi tarafların karşılıklı hak ve çıkarlarını korumaya, geliştirmeye, iş koşulları ve ekonomik şartların iyileştirilmesine yönelik olarak yapılan görüşmelerdir. Uzlaşılamaması halinde Bakanlar Kurulunun takdirine sunulması kamuoyu önünde işçi yararına baskı oluşmasını sağlayan ve siyasi iktidarlarında genelde seçim kaygısı ve oy derdi nedeniyle çalışma koşullarının nispeten iyileştirilebildiği sözleşmelerin yapılabilmesine olanak sağlamaktaydı.

Teknik açıdan bu değişikliğin toplumsal uzlaşma açısından yararı olmayacağı ve en çok tartışma ortamı yaratacak niteliğini ve tehlikelerini şöyle ortaya koymak mümkündür. Öncelikle  değişiklik metninde ‘’Toplu sözleşme hakkının kapsamı, istisnaları, toplu sözleşmeden yararlanacaklar, toplu sözleşmenin yapılma şekli, usulü ve yürürlüğü, Uzlaştırma Kurulunun teşkili, çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar kanunla düzenlenir. ’’  metni buzdağının alt kısmıdır. Nasıl yasal bir düzenlemenin yapılacağı belirli olmadığı gibi yürütmeye geniş bir yetki vermektedir.

Bu değişiklik metni ile kurulacak olan uzlaştırma kurulunun siyasal iktidara bağlı bürokratlardan oluşturulacağı kesindir. Siyasal iktidara doğrudan bağlı ve fakat siyasal iktidarın topu bu kurula rahatlıkla atacağı bir malzemedir. Seçim ve oy kaygısı nedeniyle nispi iyileştirmelerin önü kapanacak ve yerini kurul bağımsızdır söz geçiremiyoruza  dönecektir. 

Bu değişiklik metni ile uzlaştırma kurulunun kararlarının kesin oluşu, kurul kararlarına karşı yargı yolunun kapalı olması da işçi, memur ve diğer kamu görevlilerinin bunların sendikalarının daha başlangıçta siyasal iktidara yakın görünmeye, siyasal sadakate ağırlık verilebileceğinden çalışan bu kesim maça yenik başlayacaktır. Tüm sendikalar, işçi ve memur örgütlenmeleri bu düzenlemenin çalışanların aleyhinde olduğunu kavradığı bu günlerde siyasal iktidarın TÜSİAD’la göstermelik kavgasının nedenini şimdi daha iyi anlamak mümkündür.

Ayrıca anayasal metinde sadece toplu sözleşmeden bahsedilmesi ve grev hakkından söz edilmemesi grevin anayasal olarak yasaklandığı anlamına gelmektedir.

Yine getirilen değişiklikle işçilerin birden fazla sendikaya üye olmalarının önünün açılması özellikle siyasal iktidara yakın sendikaların üye sayısının artırılmasına, birden çok üyeye sahip sendikaların işlev ve işleyişlerinin engellenmesine bir anlamda sendika faaliyetlerinin sonlandırılmasına yönelik olduğu açıktır.

Anayasal değişiklikler içerinde yer alan bu madde teknik olarak toplumsal uzlaşma açısından tehlikelerle dolu bir düzenlemedir. Paket dışı tek madde olarak oylamada HAYIR denmesi gerektiğine inandığımız bir maddedir.

 

6-GREV ve LOKAVT HAKKI:

 

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİK METNİ

Madde 54 : Grev Hakkı ve Lokavt:

Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler. Bu hakkın kullanılmasının ve işverenin lokavta başvurmasının usul ve şartları ile kapsam ve istisnaları kanunla düzenlenir.

Grev hakkı ve lokavt iyi niyet kurallarına aykırı tarzda, toplum zararına ve millî serveti tahrip edecek şekilde kullanılamaz.

Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu, grev uygulanan işyerinde sebep oldukları maddî zarardan sendika sorumludur.

Grev ve lokavtın yasaklanabileceği veya ertelenebileceği haller ve işyerleri kanunla düzenlenir.

Grev ve lokavtın yasaklandığı hallerde veya ertelendiği durumlarda ertelemenin sonunda, uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulunca çözülür. Uyuşmazlığın her safhasında taraflar da anlaşarak Yüksek Hakem Kuruluna başvurabilir. Yüksek Hakem Kurulunun kararları kesindir ve toplu iş sözleşmesi hükmündedir.

Yüksek Hakem Kurulunun kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir.

Siyasî amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz.

Greve katılmayanların işyerinde çalışmaları, greve katılanlar tarafından hiçbir şekilde engellenemez.

Madde 54 : Grev Hakkı ve Lokavt:

Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler. Bu hakkın kullanılmasının ve işverenin lokavta başvurmasının usul ve şartları ile kapsam ve istisnaları kanunla düzenlenir.

Grev hakkı ve lokavt iyi niyet kurallarına aykırı tarzda, toplum zararına ve millî serveti tahrip edecek şekilde kullanılamaz.

Grev ve lokavtın yasaklanabileceği veya ertelenebileceği haller ve işyerleri kanunla düzenlenir.

Grev ve lokavtın yasaklandığı hallerde veya ertelendiği durumlarda ertelemenin sonunda, uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulunca çözülür. Uyuşmazlığın her safhasında taraflar da anlaşarak Yüksek Hakem Kuruluna başvurabilir. Yüksek Hakem Kurulunun kararları kesindir ve toplu iş sözleşmesi hükmündedir.

Yüksek Hakem Kurulunun kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir.
Greve katılmayanların işyerinde çalışmaları, greve katılanlar tarafından hiçbir şekilde engellenemez.

 

Halkoylamasına sunulan 1982 Anayasasının 54. maddesinde ki değişiklik kısmi bir değişiklik olup 1982 Anayasasında ki içeriğini korumakla birlikte 54.maddenin 3 ve 7. fıkraları kaldırılmaktadır. Kaldırılan hükümler den 3.fıkra ‘’Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu, grev uygulanan işyerinde sebep oldukları maddî zarardan sendika sorumludur’’ ile 7.fıkra ise ‘’ Siyasî amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişler yapılamaz.’’ şeklinde düzenlenmişti. Kaldırılan bu hükümlerle grev ve lokavt hakkının kullanımının önünde ki engellerin bir kısmı kaldırılmıştır. Toplumsal uzlaşma açısından tehlikeyi azaltan bir düzenlemedir. Paket dışı tek madde olarak oylamada EVET denilmesinde sakınca olmayan bir maddedir.

 

7-SİYASİ PARTİLERİN UYACAKLARI ESASLAR:

 

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİK METNİ

B. Siyasî Partilerin Uyacakları Esaslar

Madde 69 - Siyasî partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir.

Siyasî partiler, ticari faaliyetlere girişemezler.

Siyasî partilerin gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gereklidir. Bu kuralın uygulanması kanunla düzenlenir. Anayasa Mahkemesince siyasî partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti, bu hususun denetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanunda gösterilir. Anayasa Mahkemesi, bu denetim görevini yerine getirirken Sayıştay’dan yardım sağlar. Anayasa Mahkemesinin bu denetim sonunda vereceği kararlar kesindir.

Siyasî partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır.

Bir siyasî partinin 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin islendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir. Bir siyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.

Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkralara göre kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir.

Bir siyasî partinin kapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesinin kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmi Gazetede gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamazlar.

Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alan siyasî partiler kapatılır.

Siyasî partilerin kuruluş ve çalışmaları, denetlenmeleri, kapatılmaları ya da Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmaları ile siyasî partilerin ve adayların seçim harcamaları ve usulleri yukarıdaki esaslar çerçevesinde kanunla düzenlenir.

B. Siyasî Partilerin Uyacakları Esaslar

Madde 69 - Siyasî partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir.

Siyasî partiler, ticari faaliyetlere girişemezler.

Siyasî partilerin gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gereklidir. Bu kuralın uygulanması kanunla düzenlenir. Siyasî partilerin malî denetimi Sayıştay tarafından yapılır.

Sayıştay’ca siyasî partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti, bu hususun denetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanunda gösterilir.

Sayıştay’ın bu denetim sonunda vereceği kararlar kesindir.

Siyasî partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan her bir siyasî partinin beşer üye ile temsil edildiği ve Meclis Başkanının başkanlığında oluşturulacak Komisyonun üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ve gizli oyla vereceği izin üzerine açılacak dava, Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır. Komisyonun bu kararı, yargı denetimi dışındadır. Reddedilen izin başvurusunda ileri sürülen sebepler, hiçbir şekilde yeni bir başvuruya konu olamaz. Siyasî parti gruplarında ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde izin konusunda görüşme yapılamaz ve karar alınamaz. 

Bir siyasî partinin 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir. Bir siyasî parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.

Meclis çalışmalarındaki oy ve sözler, Mecliste ileri sürülen düşünceler ve Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunların Meclis dışında tekrarı veya açığa vurulması ile idarenin eylem ve işlemleri, odaklaşmanın tespitinde gözetilemez.

Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkraya göre kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasî partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir. Devlet yardımından yoksun bırakılma, bağlı olduğu kapatma davasının ve kararının usulüne tabi olup tek basına dava konusu kılınamaz.

Bir siyasî partinin kapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesinin kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmi Gazetede gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak üç yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamazlar.

Yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk

uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alan siyasî partiler kapatılır.

Siyasî partilerin kuruluş ve çalışmaları, denetlenmeleri, kapatılmaları ya da Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmaları ile siyasî partilerin ve adayların seçim harcamaları ve usulleri yukarıdaki esaslar çerçevesinde kanunla düzenlenir.

 

1982 Anayasasında siyasi partilerin mali denetiminin Sayıştay’dan bu hususta yardım alan Anayasa Mahkemesi yapmakta iken değişiklik metni ile bu görev Sayıştay’a verilmekte ve Sayıştay’ın yapacağı bu denetim sonucunda vereceği karar ise kesin olacaktır. Anayasa Mahkemesinin yetkilerinden biri bu konuda daraltılmıştır.

1982 Anayasasında siyasî partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanmakta iken değişiklik metninde dava açma yetkisi  ve dava açılması gerektiği kararı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından alınmış, ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu bulunan her bir siyasî partinin beşer üye ile temsil edildiği ve Meclis Başkanının başkanlığında oluşturulacak Komisyonun üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ve gizli oyla vereceği izin üzerine dava açılabilmesi öngörülmüştür. Yine bu komisyonun kararı yargı denetimi dışında tutulmuştur. Yine, dava açma için TBMM komisyonunca reddedilen izin başvurusunda ileri sürülen sebepler hiçbir şekilde yeni bir başvuruya konu olamayacaktır. Değişiklik metninde siyasi parti gruplarında ve TBMM’de izin konusunda görüşme yapılanmayacağı ve karar alınamayacağı da belirtilmiştir.

Değişiklik metninde, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözler, Mecliste ileri sürülen düşünceler ve Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunların Meclis dışında tekrarı veya açığa vurulması ile idarenin eylem ve işlemleri, odaklaşmanın tespitinde gözetilemez denmektedir. Kürsü dokunulmazlığı pekiştirilirken yargı yolu iyice kapatılmış ve odaklanma olarak değerlendirme dışı tutularak siyasi partilerin  kapatılması zorlaştırılmıştır.

Değişiklik metninde;  Devlet yardımından yoksun bırakılma, bağlı olduğu kapatma davasının ve kararının usulüne tabi olup tek basına dava konusu kılınamaz denilerek devlet yardımından yoksun bırakmanın tek başına dava konusu yapılamayacağını ve parti kapatma davası ile birlikte karara bağlanmasını gerektirmektedir.

Değişiklik metninde; Bir siyasî partinin kapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesinin kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmi Gazetede gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak üç yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamazlar denilerek beş yıllık yasaklılık süresi üç yıla indirilmiştir.

Bu değişiklik metni teknik açıdan toplumsal uzlaşmayı tehlikeye sokacak cümlelerle doludur. Keza, siyasi partilerin kapatılabilmesi için dava açılması kararı TBMM’de kurulacak bir komisyona bırakılmıştır. Bu komisyonun kararları kesin olacağı gibi bu hususta TBMM’de siyasal partilerce ve genel kurulca görüşme yapılması da engellenmiştir.

Toplumsal uzlaşmayı tehlikeye sokacak cümlelerin başında dava açılma kararı bulunmaktadır. Ülkede ki yürürlükte bulunan yasaların değerlendirilmesi ve uygulanması Hakim ve C.Savcılarına ait ve hukuki bilgi  ile  tecrübe gerektiren bir yetkidir. Bu yetkinin TBMM’de kurulacak komisyonda hukukçuların olmaması halinde ve yine seçim veya seçim öncesi siyasal partilerin kendi aralarında anlaşma, uzlaşma veya seçime birlikte girilmesi gibi konularda vuku bulmuş olan parti kapatma gerekçelerinin siyaseten görmemezlikten gelinmesine, bu gerekçeler seçim ittifaklarının bozulmasından sonra reddedilen kapatma gerekçelerinin yeni başvurularda gündeme getirilememesi nedeniylede dönüşü olmayan keyfiliğe neden olacaktır.

Dava açılması kararı Anayasal bir yetki olup bunu Türk Milleti adına kullanacak olan makam da C.Başsavcılıklarıdır. Değişikliğin halk oylamasına getirilmesi mevcut siyasi iktidarın daha önce kendisine karşı kapatma davası açmış olan Yargıtay C.Başsavcılığı ile hesaplaşmasının ve bu hesabın sorulmasından başka bir şey değildir. Partilerin kapatılma gerekçeleri hukuki olmak yerine siyasal kararlar alınmasına neden olacaktır. Hatta en tehlikelisi TBMM’de çoğunluğu sağlayan siyasal parti veya aynı görüşte ki siyasal partiler dava açılması kararını siyaseten verebilecek, bir siyasi partinin keyfi olarak yargılanmasına neden olabileceklerdir. Bu nedenle değişiklik metni toplumsal uzlaşma açısından tehlikelidir. Paket dışı tek madde olarak oylamada  HAYIR denmesi gerektiğine inandığımız bir maddedir.

 

 

 

8-DİLEKÇE, BİLGİ EDİNME ve KAMU DENETÇİSİNE BAŞVURU HAKKI:

 

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİK METNİ

VII. Dilekçe hakkı:

MADDE 74 – Vatandaşlar (Ek ibare:3/10/2001-4709/26 md.) ve karşılılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir.

Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu, (Ek ibare:3/10/2001-4709/26 md.) gecikmeksizin dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir.

 

VII. Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı:

MADDE 74 – Vatandaşlar (Ek ibare:3/10/2001-4709/26 md.) ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye'de ikamet eden yabancılar, kendileriyle veya kamuyla ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazıyla başvurma hakkına sahiptir.

Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu, gecikmeksizin dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir.

Herkes bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.

Kamu Başdenetçisi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gizli oyla dört yıl için seçilir. İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır; dördüncü oylamada en fazla oy alan aday seçilmiş olur.

Bu maddede sayılan hakların kullanılma biçimi, Kamu Denetçiliği Kurumunun kurulusu, görevi, çalışması, inceleme sonucunda yapacağı işlemler ile Kamu Başdenetçisi ve kamu denetçilerinin nitelikleri, seçimi ve özlük haklarına ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.

 

Halkoylamasına sunulan 1982 Anayasasının 74. maddesinde ki değişiklik esaslı bir değişiklik olup 1982 Anayasasında ki içeriğini  korumakla birlikte yeni bir kavram olan kamu denetçiliği ve çalışmalarına ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır.

1982 Anayasasında Dilekçe hakkı olarak düzenlenmiş bulunan madde başlığına  ‘‘bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı’’ ibaresi eklenmiştir.  1982 Anayasasının 74. maddesinin 1. ve 2. fıkraları aynen korunmuştur. Değişiklik metnine uzunca bir ekleme yapılarak değişiklik metni düzenlenmiştir. Değişiklik metninde ‘Herkes bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sahiptir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler. Kamu Başdenetçisi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gizli oyla dört yıl için seçilir. İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır; dördüncü oylamada en fazla oy alan aday seçilmiş olur. Bu maddede sayılan hakların kullanılma biçimi, Kamu Denetçiliği Kurumunun kurulusu, görevi, çalışması, inceleme sonucunda yapacağı işlemler ile Kamu Başdenetçisi ve kamu denetçilerinin nitelikleri, seçimi ve özlük haklarına ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.’’ denilerek yeni bir kavram olan kamu denetçilerinin TBMM Başkanlığına bağlı olacağı, idarenin işleyişi ile ilgili şikayetleri inceleyeceği, TBMM tarafından 4 yıllık görev süresince seçileceğini belirlemiştir. Ancak, kamu denetçilerinin nitelikleri, başkaca görevi olup-olmadığı, çalışma şekli ve özlük haklarının ve çalışmaları sonucunda yapacağı işlerin ayrıca yasa ile düzenleneceği belirtilmiştir.

Teknik açıdan anayasa metinlerinin ayrıca yasa ile düzenlenecek olması her zaman toplumsal uzlaşma açısından tehlikelere açıktır. Bu değişiklikle, idarenin denetlenmesi mecliste çoğunluğu elinde bulunduran ve Meclis Başkanını seçebilecek siyasal güçte olacaktır. Yargı yine burada devre dışı bırakılacak, nitelikleri anayasal metinde yer almayan ancak ayrıca yasa ile belirlenecek olan kamu denetçilerinin yetki ve kararları ile yargı denetimi dışında bir güç kurumu olacaktır. 

Kamu denetçilerinin vereceği kararlara karşı yargı denetimi ile ilgili bir açıklama yapılmamış olması da tehlikenin riskini artırmaktadır. Keza, türbanla ilgili bir şikayet üzerine kamu denetçilerinin vereceği karar ne olacaktır. Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararlarının delinmesi için kullanılabilme riski çok yüksektir. Sadece bu konuda değil idarenin eylem ve işlerinde siyasal iktidarın işine gelmeyen konular şikayet yolu ile kamu denetçiliği kuruma götürülecek ve çoğunluğu elde tutan siyasal gücün etkisi ile siyasal gücün istediği yönde alınacak kararlar ile de siyasal iktidarların işine gelmeyen yargı kararları delinecektir.

 Hukuk Devletinde idarenin her türlü eylem ve işlemlerinin yargı denetimine açık olması ve verilecek yargı kararlarının da kesin olması gerekirken çifte standart uygulamaların başlamasına neden olacaktır. Birbirleri ile çelişen kamu denetçisi kararı ile yargı kararları arasında üstünlük kimde olacaktır. Bu hususta ayrıca yasa ile düzenlenecek ve hem kavram hem yetki kargaşası başlayacaktır. Yine siyasal iktidar beğenmediği yönetici ve yetkilerin tavsiyesinde kamu denetçiliği kurumunu bir silah olarak kullanabilecektir.

 Bu nedenle değişiklik metni toplumsal uzlaşma açısından tehlikelidir. Paket dışı tek madde olarak oylamada HAYIR denmesi gerektiğine inandığımız bir maddedir.

 

9-MİLLETVEKİLLİĞİNİN DÜŞMESİ:

 

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİK METNİ

5. Milletvekilliğinin düşmesi:

MADDE 84. – (Değişik: 23.7.1995 - 4121/9 md.) İstifa eden milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesi, istifanın geçerli olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanınca tespit edildikten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca kararlaştırılır.

Milletvekilliğinin kesin hüküm giyme veya kısıtlanma halinde düşmesi, bu husustaki kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesiyle olur.

82. maddeye göre milletvekilliğiyle bağdaşmayan bir görev veya hizmeti sürdürmekte ısrar eden milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, yetkili komisyonun bu durumu tespit eden raporu üzerine Genel Kurul gizli oyla karar verir.

Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içerisinde toplam beş birleşim günü katılmayan milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, durumun Meclis Başkanlık Divanınca tespit edilmesi üzerine, Genel Kurulca üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyuyla karar verilebilir.

Partisinin temelli kapatılmasına beyan ve eylemleriyle sebep olduğu Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararında belirtilen milletvekilinin milletvekilliği, bu kararın Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayımlandığı tarihte sona erer. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı bu kararın gereğini derhal yerine getirip Genel Kurula bilgi sunar.

5. Milletvekilliğinin düşmesi:

MADDE 84. – (Değişik: 23.7.1995 - 4121/9 md.) İstifa eden milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesi, istifanın geçerli olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanınca tespit edildikten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca kararlaştırılır.

Milletvekilliğinin kesin hüküm giyme veya kısıtlanma halinde düşmesi, bu husustaki kesin mahkeme kararının Genel Kurula bildirilmesiyle olur.

82.maddeye göre milletvekilliğiyle bağdaşmayan bir görev veya hizmeti sürdürmekte ısrar eden milletvekilinin

milletvekilliğinin düşmesine, yetkili komisyonun bu durumu tespit eden raporu üzerine Genel Kurul gizli oyla karar verir.

Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içerisinde toplam beş birleşim günü katılmayan milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, durumun Meclis Başkanlık Divanınca tespit edilmesi üzerine, Genel Kurulca üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyuyla karar verilebilir.

Son fıkra yürürlükten kaldırılmaktadır.

 

Halkoylamasına sunulan 1982 Anayasasının 84. maddesinde ki değişiklik 1982 Anayasasında ki içeriğini  korumakla birlikte 1982 Anayasasında bulunan 84. maddenin son fıkrasının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. 1982 Anayasasının 84.maddesinin son fıkrası ‘’Partisinin temelli kapatılmasına beyan ve eylemleriyle sebep olduğu Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararında belirtilen milletvekilinin milletvekilliği, bu kararın Resmî Gazetede gerekçeli olarak yayımlandığı tarihte sona erer. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı bu kararın gereğini derhal yerine getirip Genel Kurula bilgi sunar’’ şeklinde iken değişiklik metni ile ortadan kaldırılmaktadır.

Bu maddenin değişiklik metnine girmesi ve 84. maddenin son fıkrasının yürürlükten kaldırılması parti kapatılmasını zorlaştırıcı ve parti kapatılmasına eylem ve sözleri ile neden olmuş olan milletvekilinin vekilliğinin parti kapatma gerekçesinin resmi gazetede yayınlanması ile sona ermesini engelleyen bir düzenlemedir.

Bir siyasi partinin kapatılmasına eylem ve sözleri ile neden olan milletvekilinin siyasal sorumluluk gerektiren davranış, hitabet ve tavırlarını daha da sorumsuzlaştırılması toplumsal uzlaşma açısından tehlikeli olacaktır. Örneğin bir milletvekili mevcut Anayasaya göre değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek Cumhuriyet yönetiminden başka bir yönetime geçilmesi için faaliyet ve açık çaba sarf edecek  belki bu davranışı ile bağlı bulunduğu partinin kapanmasına neden olacak ama milletvekilliği sona ermeyecektir. Bu değişiklikle ayrıca anayasa mahkemesinin kararı ile resmi gazete yayınlandığı gün milletvekilliği kendiliğinden sona erme hali ortadan kaldırılarak anayasa mahkemesinin yetkisinde bir  sınırlandırmaya gidilmesi düşünülmektedir.

 Bu nedenle değişiklik metni toplumsal uzlaşma açısından tehlikelidir. Paket dışı tek madde olarak oylamada HAYIR denmesi gerektiğine inandığımız bir maddedir.

 

10-BAŞKANLIK DİVANI:

 

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİK METNİ

B. Başkanlık Divanı:

Madde 94. – Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanı,Meclis üyeleri arasından seçilen Meclis Başkanı, Başkanvekilleri,Kâtip Üyeler ve İdare Amirlerinden oluşur.

Başkanlık Divanı, Meclisteki siyasî parti gruplarının üye sayısı oranında Divana katılmalarını sağlayacak şekilde kurulur. Siyasî parti grupları Başkanlık için aday gösteremezler.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı için, bir yasama döneminde iki seçim yapılır. İlk seçilenlerin görev süresi iki, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi üç yıldır.

(Değişik: 3.10.2001-4709/30 md.) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan adayları, meclis üyeleri içinden, Meclisin toplandığı günden itibaren beş gün içinde, Başkanlık Divanına bildirilir.

Başkan seçimi gizli oyla yapılır. İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır;dördüncü oylamada en fazla oy alan üye, Başkan seçilmiş olur.

Başkan seçimi, aday gösterme süresinin bitiminden itibaren, beş gün içinde tamamlanır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekillerinin, Kâtip Üyelerinin ve İdare Amirlerinin adedi, seçim nisabı, oylama sayısı ve usulleri, Meclis İçtüzüğünde belirlenir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasî partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine; görevlerinin gereği olan haller dışında, Meclis tartışmalarına katılamazlar; Başkan ve oturumu yöneten Başkanvekili oy kullanamazlar.

B. Başkanlık Divanı:

Madde 94. – Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanı, Meclis üyeleri arasından seçilen Meclis Başkanı, Başkanvekilleri,Kâtip Üyeler ve İdare Amirlerinden oluşur.

Başkanlık Divanı, Meclisteki siyasî parti gruplarının üye sayısı oranında Divana katılmalarını sağlayacak şekilde kurulur. Siyasî parti grupları Başkanlık için aday gösteremezler.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı için, bir yasama döneminde iki seçim yapılır.İlk seçilenlerin görev süresi iki yıldır,ikinci devre için seçilenlerin görev süresi ise o yasama döneminin sonuna kadar devam eder.

(Değişik: 3.10.2001-4709/30 md.) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan adayları, meclis üyeleri içinden, Meclisin toplandığı günden itibaren beş gün içinde, Başkanlık Divanına bildirilir.

Başkan seçimi gizli oyla yapılır. İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır; dördüncü oylamada en fazla oy alan üye, Başkan seçilmiş olur.

Başkan seçimi, aday gösterme süresinin bitiminden itibaren, beş gün içinde tamamlanır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekillerinin, Kâtip Üyelerinin ve İdare Amirlerinin adedi, seçim nisabı, oylama sayısı ve usulleri, Meclis İçtüzüğünde belirlenir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasî partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine; görevlerinin gereği olan haller dışında, Meclis tartışmalarına katılamazlar; Başkan ve oturumu yöneten Başkanvekili oy kullanamazlar.

 

Halkoylamasına sunulan 1982 Anayasasının 94. maddesinde ki değişiklik 1982 Anayasasında ki içeriğini  korumakla birlikte 1982 Anayasasında bulunan 94. maddenin 3.fıkrasında ki ‘’Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı için, bir yasama döneminde iki seçim yapılır.İlk seçilenlerin görev süresi iki, ikinci devre için seçilenlerin görev süresi ise o yasama döneminin sonuna kadar devam eder’’ ibaresi eklenmiştir.

Bu maddenin değişiklik metnine girmesi 1982 Anayasasında ki Meclis Başkanlarının görev sürelerinin açımlından ibarettir. 1982 Anayasası bir yasama yılını 5 yıl olarak kabul ettiğinden Meclis Başkanlığı için yapılacak seçimleri ikiye ayırmış birinci dönem için görev süresi 2 yıl olarak  kalan dönem için ise 3 yıl olarak belirtilmiştir.

Ülkemizde Milletvekilliği seçimlerinin bazen 5 yıl dolmadan ve fakat en az milletvekillerinin özlük haklarının korunması yönünden 2 yıldan önce seçim yapılmaması alışkanlıkları nedeni ile birinci seçimde görev süresi 2 yıl ancak 2 yıldan sonra ki görev süresinin 3 yıl değil yasama döneminin sonu hedef alınmış böylece seçimlerin yine 5 yılda bir yapılamayabileceği, erken seçimlerin olabileceği ihtimaline karşın ikinci dönem Meclis Başkanın görev süresi yasama yılı sonuna kadar ibaresi ile kavram kargaşası ortadan kaldırılmak istenmiştir.

Bu nedenle değişiklik metni toplumsal uzlaşma açısından bir tehlike taşımaktan çok Meclis Başkanının görev süresinin kavram kargaşasından kurtarılmak istenmesi ile ilgili bir sorundur. Paket dışı tek madde olarak oylamada EVET denebilecek bir maddedir.

 

11-YARGI YOLU :

 

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİK METNİ

B. Yargı Yolu:

Madde 125 - İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karsı yargı yolu açıktır. (Ek hükümler: 13/08/1999 - 4446/2 md.) Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların milli veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir.

Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askeri Şuranın kararları yargı denetimi dışındadır.

İdari işlemlere karsı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden baslar.

Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.

İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.

Kanun, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim, seferberlik ve savaş halinde ayrıca milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir.

İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür

B. Yargı Yolu:

Madde 125 -İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karsı yargı yolu açıktır. (Ek hükümler: 13/08/1999 - 4446/2 md.) Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların milli veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir.

Cumhurbaşkanının tek basına yapacağı işlemler ile Yüksek Askeri Şuranın kararları yargı denetimi dışındadır. Ancak, Yüksek Askeri Şuranın Silahlı Kuvvetlerden her türlü ilişik kesme kararlarına karsı yargı yolu açıktır.

İdari işlemlere karsı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden baslar.

Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi seklinde kullanılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak,idarî eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.

İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.

Kanun, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim, seferberlik ve savaş halinde ayrıca milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir.

İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle

yükümlüdür

 

Halkoylamasına sunulan 1982 Anayasasının 125. maddesinde ki değişiklik 1982 Anayasasında ki içeriğini  korumakla birlikte 1982 Anayasasında bulunan 125. maddenin 2 ve 4. fıkralarına yapılan eklemelerle önemli değişiklikler getirmektedir.

2.fıkraya eklenen ‘’Ancak, Yüksek Askeri Şuranın Silahlı Kuvvetlerden her türlü ilişik kesme kararlarına karsı yargı yolu açıktır.’’ ve 4.fıkraya eklenen ‘’olup, hiçbir surette yerindelik denetimi seklinde kullanılamaz.’’ibarelerini dikkatle değerlendirmek gerekmektedir.

1982 Anayasasının 125 maddesinin 2 ve 4.fıkralarına eklenen bu değişiklik metinleri toplumsal uzlaşma açısından tehlike yoğunluğu en fazla olan maddelerdir. Keza, Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemlerle ilgili olarak ve Yüksek Askeri Şuranın diğer kararlarına karşı yargı denetimi yine kapalı iken Yüksek Askeri Şuranın Silahlı Kuvvetlerden her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolunun açılması samimi bir davranış değildir. Ordu içerisine sızma faaliyeti gösteren ve ülkenin genel güvenliğini çok yakından ilgilendiren ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolunun açılması başta Cumhuriyetin değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek Laiklik İlkesinin zayıflatılması ordu içerisinde bazı irticai ve bölücü faaliyetlerin odaklanmaya açık hale getirilmesi anlamına gelen bu değişiklik metninin toplumsal uzlaşmayı ne denli uzlaşamamaya doğru yönlendirildiği açık olarak görülmektedir. 

Yine,  125.maddenin 4.fıkrasına eklenmek istenen ‘’olup, hiçbir surette yerindelik denetimi seklinde kullanılamaz.’’ İbareli değişiklik metni de yargının siyasallaştırılma süreci içerisine sokulmak istendiğini açık olarak göstermektedir. Anayasaların yapılış amacı devletten vatandaşı korumaktır. Yargıdan siyasal iktidarları korumak değildir. Siyasallaştırılacak yargı ile siyasal iktidarların beğendiği kararları tasvip edecek ancak beğenmediği kararlarda ise ‘’ulemaya danışmak gerekir diye sitem etmek yerine kulak çekerek düzeltme sağlayabilecektir.  Toplumsal uzlaşma bu tür şark kurnazlığı ile yargının siyasal iktidarın emrine sokulma teşebbüsüne her zaman duyarlı olmuş ve gereğini yapmıştır.    

Bu nedenle değişiklik metni toplumsal uzlaşma açısından önemli bir tehlike taşımaktadır. Paket dışı tek madde olarak oylamada HAYIR denmesi gerektiğine inandığımız bir maddedir.

 

12-GENEL İLKELER:

 

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİK METNİ

1. Genel ilkeler:

MADDE 128. – Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.

Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.

Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları, kanunla özel olarak düzenlenir.

1. Genel ilkeler:

MADDE 128. – Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.

Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük isleri kanunla düzenlenir. Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.

Üst kademe yöneticilerinin yetiştirilme usul ve esasları, kanunla özel olarak düzenlenir

 

Halkoylamasına sunulan 1982 Anayasasının 128. maddesinde ki değişiklik 1982 Anayasasında ki içeriğini  korumakla birlikte 1982 Anayasasında bulunan 128. maddenin 2 fıkralarına yapılan eklemelerle değişiklikler getirmektedir.

2.fıkraya eklenen ‘’Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.’’ şeklinde ki metinin konuş amacı özellikle son yıllarda yapılan özelleştirmeler nedeniyle ortaya çıkan çok sayıda ki sözleşmeli personelin ve bu personel ile ilgili olarak yapılan toplu iş sözleşmelerinin anayasal metne eklenmesidir. 

Bu nedenle değişiklik metni toplumsal uzlaşma açısından önemli bir tehlike taşımamaktadır. Paket dışı tek madde olarak oylamada EVET denebilecek bir maddedir.

 

13-GÖREV ve SORUMLULUKLARI, DİSİPLİN  KOVUŞTURULMASINDA: GÜVENCE:

 

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİK METNİ

2. Görev ve Sorumlulukları, Disiplin Kovuşturulmasında: Güvence

Madde 129 - Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.

Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez.

Uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.

Silahlı Kuvvetler mensupları ile hâkimler ve savcılar hakkındaki hükümler saklıdır.

Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.

Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idari merciin iznine bağlıdır.

2. Görev ve Sorumlulukları, Disiplin Kovuşturulmasında: Güvence

Madde 129 - Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.

Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez.

Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz.

Silahlı Kuvvetler mensupları ile hâkimler ve savcılar hakkındaki hükümler saklıdır.

Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.

Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında isledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idari merciin iznine bağlıdır.

 

Halkoylamasına sunulan 1982 Anayasasının 129. maddesinde ki değişiklik 1982 Anayasasında ki içeriğini  korumakla birlikte 1982 Anayasasında bulunan 129. maddenin 3. fıkrasının kaldırılmasına yönelik bir düzenleme getirmektedir. 

3.fıkranın kaldırılması ile birlikte ‘’Uyarma ve kınama cezalarına karşıda yargı yoluna gidilmesi sağlanmaktadır. Değişiklik metni genelde disiplin soruşturmalarının uyarma ve kınama cezaları ile sonuçlandığı dikkate alındığında yargı yükünü çoğaltacak olsa da ülke genelinde idarece keyfi olarak uygulanan uyarma ve kınama cezalarının yargı denetimine tabi tutulması yerinde bir düzenlemedir.

Bu nedenle değişiklik metni toplumsal uzlaşma açısından önemli bir tehlike taşımamaktadır. Paket dışı tek madde olarak oylamada EVET denebilecek bir maddedir.

 

14- ADALET HİZMETLERİNİN DENETİMİ:

 

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİK METNİ

G. Hâkim ve Savcıların denetimi:

MADDE 144 – Hâkim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere (Hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma, Adalet Bakanlığının izni ile adalet müfettişleri tarafından yapılır. Adalet Bakanı soruşturma ve inceleme işlemlerini, hakkında soruşturma ve inceleme yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya savcı eliyle de yaptırabilir.

G. Adalet hizmetlerinin denetimi:

MADDE 144- Adalet hizmetleri ile savcıların idarî görevleri yönünden Adalet Bakanlığınca denetimi, adalet müfettişleri eliyle yapılır. Buna ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.

 

Halkoylamasına sunulan 1982 Anayasasının 144. maddesinde ki değişiklik 1982 Anayasasında ki içeriğini  tamamen kaldırmakta ve yeni bir düzenleme yapmaktadır.

1982 Anayasasının 144. maddesinde Hakim ve Savcıların görevleri sırasında işleyebilecekleri suçlarla ilgili olarak ve görevleri ile ilgili denetimlerinin nasıl ve ne şekilde yapılacağını açık olarak düzenlemiş ve anayasal kural olarak göstermiştir. Bu maddenin yeniden düzenlenmesinde ise denetimin adalet müfettişlerince yapılacağı hususunun dışında bir düzenleme mevcut değildir. Buna ilişkin usul ve esasların kanunla düzenleneceği hususu ile yetinilmiştir.

Devlete karşı vatandaşı korumak görevini üstlenen anayasal kurallar her zaman  çok açık bir şekilde ifade edilmelidirler. Vatandaşın en çok devlet ergini üzerinde hissettiği kurum adli ve idari yargıdır. Hakim ve savcının nasıl denetleneceği ve bu denetimin sonuçlarının ne olacağı yasal düzenlemelere bağlanamaz. Kanuni Yargıç güvencesini üstün tutan demokratik ülkelerde Hakim ve Savcı denetimlerinin nasıl ve ne şekilde yapılacağı da anayasal düzenlemeler arasında bulunması zorunlu hususlardır. Bu konular siyasal iktidarın veya yasama erginin siyasal çoğunluğa sahip üyelerinin keyfiyetine bırakılamazlar.     

Bu nedenle değişiklik metni toplumsal uzlaşma açısından önemli bir tehlike taşımaktadır. Paket dışı tek madde olarak oylamada HAYIR denmesi gerektiğine inandığımız bir maddedir.

 

15- ASKERİ YARGI:

 

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİK METNİ

H. Askerî yargı:

MADDE 145 – Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler, asker kişilerin; askerî olan suçları ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerî mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler.

Askerî mahkemeler, asker olmayan kişilerin özel kanunda belirtilen askerî suçları ile kanunda gösterilen görevlerini ifa ettikleri sırada veya kanunda gösterilen askerî mahallerde askerlere karsı işledikleri suçlara da bakmakla görevlidirler.

Askerî mahkemelerin savaş veya sıkıyönetim hallerinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları; kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adlî yargı hâkim ve savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.

Askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük isleri askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin mahkemesinde görevli bulundukları komutanlık ile ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı, askerlik hizmetinin gereklerine göre kanunla düzenlenir. Kanun, ayrıca askerî hâkimlerin yargı hizmeti dışındaki askerî hizmetler yönünden askerî hizmetlerin gereklerine göre teşkilatında görevli bulundukları komutanlık ile olan ilişkilerini de gösterir.

H. Askerî yargı:

MADDE 145- Askerî yargı, askerî mahkemeler ve disiplin

mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler; asker kişilerin, sadece askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak isledikleri askerî suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler.Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karsı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.

Savaş hali haricinde, asker olmayan kişiler askerî mahkemelerde yargılanamaz.

Askerî mahkemelerin savaş halinde hangi suçlar ve hangi kişiler bakımından yetkili oldukları; kuruluşları ve gerektiğinde bu mahkemelerde adlî yargı hâkim ve savcılarının görevlendirilmeleri kanunla düzenlenir.

Askerî yargı organlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerî savcılık görevlerini yapan askerî hâkimlerin görevli bulundukları komutanlıkla ilişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir

 

Halkoylamasına sunulan 1982 Anayasasının 145. maddesinde ki değişiklik 1982 Anayasasında ki içeriğini  kısmen ortadan kaldırmakta ve kısmen de yeni bir düzenlemeler yapmaktadır. Asker olmayan kişilerin Askeri Mahkemelerde yargılanması fikri demokratik taammümlere uygun olamayan düzenlemelerden biri olup kaldırılmasında ve bu kişilerin adli yargıda yargılanmalarının yolunun açılması yerindedir. 

Bu maddeye Baromuzun anayasa değişiklikleri hususunda TBB’ne sunulan raporda 1980 darbesi ile sivil kişilerin savaş hali hükümlerine göre yargılanmaları yapılan ve adil olmayan, tarafsız olmayan yargılama süreçlerinin toplumsal uzlaşma açısından yeniden değerlendirilmesi ve bu askeri mahkeme kararlarının öncelikle yok hükmünde sayılması yönündedir. Ancak, bu kısmı ile de değişiklik metni toplumsal uzlaşma açısından önemli bir tehlike taşımamaktadır. Paket dışı tek madde olarak oylamada EVET denebilecek bir maddedir.

 

16-ANAYASA MAHKEMESİ:

 

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİK METNİ

A. Anayasa Mahkemesi:

1. Kurulusu:

MADDE 146. – Anayasa Mahkemesi onbir asıl ve dört yedek üyeden kurulur.

Cumhurbaşkanı iki asıl ve iki yedek üyeyi,  Yargıtay iki asıl ve bir yedek üyeyi Danıştay, birer asıl üyeyi Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurullarınca kendi Başkan ve üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğu ile her bos yer için gösterecekleri üçer aday içinden; bir asıl üyeyi ise Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri içinden göstereceği üç aday arasından; üç asıl ve bir yedek üyeyi üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından seçer. Yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri ile üst kademe yöneticileri ve avukatların Anayasa Mahkemesine asıl ve yedek üye seçilebilmeleri için, kırk yasını doldurmuş, yükseköğrenim görmüş veya öğrenim kurumlarında en az onbeş yıl öğretim üyeliği veya kamu hizmetinde en az onbeş yıl fiilen çalışmış veya en az onbeş yıl avukatlık yapmış olmak şarttır.

Anayasa Mahkemesi, asıl üyeleri arasından gizli oyla ve üye tamsayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve bir Başkanvekili seçer. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Anayasa Mahkemesi üyeleri, aslî görevleri dışında resmî veya özel hiçbir görev alamazlar.

A. Anayasa Mahkemesi:

1. Kuruluşu:

MADDE 146. – Anayasa Mahkemesi ondokuz üyeden kurulur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel

Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her bos yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının avukatlar arasından gösterecekleri üçer aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her bos üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askeri Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; beş üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar veya Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından; iki üyeyi ise yüksek öğrenim görmüş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasından seçer.

Yargıtay, Danıştay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurullarından, Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her boş üyelik için, bir üye ancak bir aday için oy kullanabilir; en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde de her bir baro başkanı ancak bir aday için oy kullanabilir ve en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırkbeş yaşın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış olması şarttır.

Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve üç daire başkanı seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Anayasa Mahkemesi üyeleri aslî görevleri dışında resmi veya özel hiçbir görev alamazlar.

 

Halkoylamasına sunulan 1982 Anayasasının 146. maddesinde ki değişiklikler 1982 Anayasasında ki içeriğini  büyük ölçüde ortadan kaldırmakta ve yeni düzenlemeler yapmaktadır.

Devletin yapılanması ve işleyişi bağlamında Anayasa Mahkemesi ve Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunun oluşumu konularında getirilen değişiklikler: Siyasal iktidarın yargı erkine el koyma girişimidir.Kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır.Yargı bağımsızlığının ortadan kaldırılmasıdır.Yargının siyasallaştırılmasıdır. Örneğin: İktidar partisi ilçe başkanlarının adliye koridorlarına doluşturulmasıdır.

Yargının yapılanması/oluşumu konusunda getirilen değişiklikler hukukun evrensel değerlerine somut ve güncel olarak da aykırıdır. Bu değerler arasında önemli bir yer tutan Avrupa normları ile –siyasal iktidarın aksi yöndeki bütün iddialarına karşın- tümden çelişki içindedir. 1994/12 sayılı AB Bakanlar Komitesi kararında, 2007 yılı Avrupa Yargıçlar Yüksek İstişare Konseyi kararlarında, Venedik komisyonu raporlarında konulan ölçütlere aykırıdır. Örneğin: Adalet Bakanı ve müsteşarının  Yüksek Kurulda yer alması hiçbir Avrupa belgesinde bulunmadığı gibi her Avrupa belgesinde reddedilmiştir. İktidarların adamı var, parası var, silahı var, her şeyi var. Yurttaşın ise hukuku var. İktidar gücü karşısında yurttaşın “umut kapısı” yargıdır. Bu değişiklikle, yargı da iktidara tabi kılınmak isteniyor Bu değişiklik paketi ile 12 Eylül “deli gömleğini” değiştirmiyorlar, pekiştiriyorlar.

Bu nedenle değişiklik metni toplumsal uzlaşma açısından önemli bir tehlike taşımamaktadır. Paket dışı tek madde olarak oylamada HAYIR denebilecek bir maddedir.

 

17-ÜYELERİN GÖREV SÜRESİ ve ÜYELİĞİN SONA ERMESİ:

 

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİK METNİ

2. Üyeliğin sona ermesi:

MADDE 147. – Anayasa Mahkemesi üyeleri altmış beş yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar.

Anayasa Mahkemesi üyeliği, bir üyenin hâkimlik mesleğinden çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymesi halinde kendiliğinden; görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceğinin kesin olarak anlaşılması halinde de, Anayasa Mahkemesi üye tamsayısının salt çoğunluğunun kararı ile sona erer.

 

2. Üyelerin görev süresi ve üyeliğin sona ermesi:

MADDE 147- Anayasa Mahkemesi üyeleri on iki yıl için seçilirler. Bir kimse iki defa Anayasa Mahkemesi üyesi seçilemez. Anayasa Mahkemesi üyeleri altmış beş yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar. Zorunlu emeklilik yasından önce görev süresi dolan üyelerin başka bir görevde çalışmaları ve özlük isleri kanunla düzenlenir.

Anayasa Mahkemesi üyeliği, bir üyenin hâkimlik mesleğinden çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymesi halinde kendiliğinden; görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceğinin kesin olarak anlaşılması halinde de, Anayasa Mahkemesi üye tamsayısının salt çoğunluğunun kararı ile sona erer.

 

 

Halkoylamasına sunulan 1982 Anayasasının 147. maddesinde ki değişiklik 1982 Anayasasında ki içeriğini  kısmen korumakla birlikte Anayasa Mahkemesi üyeliğine on iki yıl sınırı, görev süresi dolan üyelerin başka bir görevde çalışmalarının yasa ile düzenleneceği şeklinde yeni  düzenlemeler yapmaktadır. Ayrıca Anayasal metnin başlığı Üyelerin görev süresi ve üyeliğin sona ermesi adı altında yeniden düzenlenmiştir.

Bu nedenle değişiklik metni toplumsal uzlaşma açısından önemli bir tehlike taşımamaktadır. Paket dışı tek madde olarak oylamada EVET denebilecek bir maddedir.

 

18-GÖREV ve YETKİLERİ:

 

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİK METNİ

3. Görev ve yetkileri:

MADDE 148. – Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya sekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece sekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.

Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beste biri tarafından istenebilir. Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; def’i yoluyla da ileri sürülemez.

Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini,Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcı vekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar.

Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcı vekili yapar.

Yüce Divan kararları kesindir.

Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir.

3. Görev ve yetkileri

MADDE 148. – Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun

hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve anayasa şikayeti başvurularını karara bağlar. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil  bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde,sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin sekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.

Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır. Şekil bakımından denetleme, Cumhurbaşkanınca veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından istenebilir. Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren on gün geçtikten sonra, şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz;def’i yoluyla da ileri sürülemez.

Herkes, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki anayasal hak ve özgürlüklerden birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla ve kanun yollarının tüketilmiş olması şartıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.

Anayasa şikâyetinde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.

Anayasa şikâyetine ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.

Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcı vekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar.

Yüce Divanda, savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcı vekili yapar.

Yüce Divan kararlarına karsı Yüce Divan kararlarına yeniden inceleme başvurusu yapılabilir. Genel Kurulun yeniden inceleme sonucunda verdiği kararlar kesindir.

Anayasa Mahkemesi, Anayasa ile verilen diğer görevleri de yerine getirir.

 

Halkoylamasına sunulan 1982 Anayasasının 148. maddesinde ki değişiklik 1982 Anayasasında ki içeriğini  kısmen korumakla birlikte Anayasa Mahkemesince anayasa şikayeti başvurularını karara bağlaması, vatandaşların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki anayasal hak ve özgürlüklerden birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla ve kanun yollarının tüketilmiş olması şartıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilme ve Yüce Divan kararlarına karşı Yüce Divan kararlarına yeniden inceleme başvurusu yapılabilme gibi  düzenlemeler yapmaktadır. Ayrıca Anayasal metnin başlığı Üyelerin görev süresi ve üyeliğin sona ermesi adı altında yeniden düzenlenmiştir.

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunu yurttaşların “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurusuna engel oluşturma”,  “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru sürecini uzatma” biçiminde   düzenleyen bu değişikliğin toplumsal uzlaşma açısından tehlike taşıdığını görmemek mümkün değildir.

Bu nedenle değişiklik metni toplumsal uzlaşma açısından önemli bir tehlike taşımaktadır. Paket dışı tek madde olarak oylamada HAYIR denebilecek bir maddedir.

 

19-ÇALIŞMA ve YARGILAMA USULÜ:

 

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİK METNİ

4. Çalışma ve yargılama usulü:

MADDE 149. – (Değişik: 3.10.2001-4709/33 md.) Anayasa Mahkemesi, Başkan ve on üye ile toplanır, salt çoğunluk ile karar verir. Anayasa değişikliklerinde iptale ve siyasî parti davalarında kapatılmaya karar verebilmesi için beşte üç oy çokluğu şarttır.

Şekil bozukluğuna dayalı iptal davaları Anayasa Mahkemesince öncelikle incelenip karara bağlanır.

Anayasa Mahkemesinin kurulusu ve yargılama usulleri kanunla; mahkemenin çalışma esasları ve üyeleri arasındaki işbölümü kendi yapacağı içtüzükle düzenlenir.

Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalan isleri dosya üzerinde inceler. Ancak, gerekli gördüğü hallerde sözlü açıklamalarını dinlemek üzere ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanları çağırabilir (Ek ibare: 23.7.1995-4121/14 md.) ve siyasî partilerin temelli kapatılması veya kapatılmasına ilişkin davalarda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından sonra kapatılması istenen siyasî partinin genel başkanlığının veya tayin edeceği bir vekilin savunmasını dinler.

4. Çalışma ve yargılama usulü:

MADDE 149. Anayasa Mahkemesi, üç daire ve Genel Kurul halinde çalışır. Daireler, daire başkanının başkanlığında dört üyenin katılımıyla toplanır. Genel Kurul, Mahkeme Başkanının başkanlığında en az on dört üye ile toplanır.

Daireler ve Genel Kurul kararlarını salt çoğunlukla alır.

Anayasa şikâyetlerinin kabul edilebilirlik incelemesi için ön komisyonlar oluşturulabilir.

Siyasî partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara Genel Kurulca bakılır.

Anayasa değişikliğinde iptale, siyasî partilerin kapatılmasına ya da Devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için üye tamsayısının üçte iki oy çokluğu şarttır.

Şekil bozukluğuna dayalı iptal davaları Anayasa Mahkemesince öncelikle incelenip karara bağlanır.

Anayasa Mahkemesinin kurulusu, Genel Kurul ve dairelerin yargılama usulleri kanunla; Mahkemenin çalışma esasları, daire ve komisyonların oluşumu ve işbölümü kendi yapacağı içtüzükle düzenlenir.

Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla baktığı davalar dışında kalan işleri dosya üzerinde inceler. Ancak, anayasa şikayeti başvurularında duruşma yapılmasına karar verilebilir.

Mahkeme ayrıca gerekli gördüğü hallerde sözlü açıklamalarını dinlemek üzere ilgilileri ve konu üzerinde bilgisi olanları çağırabilir

(Ek ibare: 23.7.1995-4121/14 md.) ve siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin davalarda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından sonra kapatılması istenen siyasî partinin genel başkanlığının veya tayin edeceği bir vekilin savunmasını dinler.

Halkoylamasına sunulan 1982 Anayasasının 149. maddesinde ki değişiklik 1982 Anayasasında ki içeriğini  kısmen korumakla birlikte önemli ölçüde değişiklikler getirmektedir.  Anayasa Mahkemesi bünyesinde üç daire kurulmasına, karar alma sayılarının yeniden düzenlenmesine yönelik değişikliklerdir. Bu değişiklerin toplumsal uzlaşma açısından önceki maddelerden ayrı düşünüldüğünde tehlike taşımadığı ortadadır. 

Ancak, bu maddenin düzenlenişi 146.madde ile getirilen değişikliğin Anayasa Mahkemesi üye sayısının artırılmasına destek veren maddedir. Anayasa Mahkemesi üyelerinin sayılarının artırılması ve üyelerin bir kısmının Cumhurbaşkanı ve siyasal iktidarın çoğunluğuna bağlı TBMM’ce seçiliyor olması, siyasal iktidarın yargı erkine el koyma girişiminin bu madde ile de pekiştirilmesidir. 146.maddede ki değişiklikle birlikte düşünüldüğünde değişiklik metni toplumsal uzlaşma açısından tehlike taşımaktadır. Paket dışı tek madde olarak oylamada HAYIR denebilecek bir maddedir.

 

20-ASKERİ YARGITAY:

 

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİK METNİ

D. Askerî Yargıtay:

MADDE 156 – Askerî Yargıtay, askerî mahkemelerden verilen karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Ayrıca, asker kişilerin kanunla gösterilen belli davalarına ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.

Askerî Yargıtay üyeleri birinci sınıf askerî hâkimler arasından Askerî Yargıtay Genel Kurulunun üye tam sayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla her bos yer için göstereceği üçer aday içinden Cumhurbaşkanınca seçilir.

Askerî Yargıtay Başkanı, Başsavcısı, İkinci Başkanı ve daire başkanları Askerî Yargıtay üyeleri arasından rütbe ve kıdem sırasına göre atanırlar.

Askerî Yargıtay’ın kurulusu, işleyişi, mensuplarının disiplin ve özlük isleri, mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimlik teminatı ve askerlik hizmetlerinin gereklerine göre kanunla düzenlenir

D. Askerî Yargıtay:

MADDE 156 – Askerî Yargıtay, askerî mahkemelerden verilen karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Ayrıca, asker kişilerin kanunla gösterilen belli davalarına ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.

Askerî Yargıtay üyeleri birinci sınıf askerî hâkimler arasından Askerî Yargıtay Genel Kurulunun üye tam sayısının salt çoğunluğu ve gizli oyla her bos yer için göstereceği üçer aday içinden Cumhurbaşkanınca seçilir.

Askerî Yargıtay Başkanı, Başsavcısı, İkinci Başkanı ve daire başkanları Askerî Yargıtay üyeleri arasından rütbe ve kıdem sırasına göre atanırlar.

Askerî Yargıtay’ın kurulusu, işleyişi, mensuplarının disiplin ve özlük isleri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir

 

Halkoylamasına sunulan 1982 Anayasasının 156. maddesinde ki değişiklik 1982 Anayasasında ki içeriğini  hemen hemen korumakladır.

Bu değişiklerin toplumsal uzlaşma açısından tehlike taşımamaktadır. 

Bu nedenle değişiklik metni toplumsal uzlaşma açısından önemli bir tehlike taşımamaktadır. Paket dışı tek madde olarak oylamada EVET denebilecek bir maddedir.

 

21-HAKİMLER ve SAVCILAR YÜKSEK KURULU;

 

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 DEĞİŞİKLİK METNİ

III. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu:

MADDE 159- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.

Kurulun Başkanı, Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabii üyesidir. Kurulun üç asıl ve üç yedek üyesi Yargıtay Genel Kurulunun, iki asıl ve iki yedek üyesi Danıştay Genel Kurulunun kendi üyeleri arasından, her üyelik için gösterecekleri üçer aday içinden Cumhurbaşkanınca, dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilirler. Kurul, seçimle gelen asıl üyeleri arasından bir başkanvekili seçer.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu; adli ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma,meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar.

Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin veya bir hâkimin veya savcının kadrosunun kaldırılması veya bir mahkemenin yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar.

Ayrıca Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.

Kurul kararlarına karsı yargı mercilerine başvurulamaz.

Kurulun görevlerini yerine getirmesi, seçim ve çalışma usulleriyle itirazların Kurul bünyesinde incelenmesi esasları kanunla düzenlenir.

Adalet Bakanlığının merkez kurulusunda geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcıların muvafakatlerini alarak atama yetkisi Adalet Bakanına aittir.

Adalet Bakanı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun ilk toplantısında onaya sunulmak üzere, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde hizmetin aksamaması için hâkim ve savcıları geçici yetki ile görevlendirebilir

III. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu;

MADDE 159- Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yirmibir asıl ve on yedek üyeden oluşur; üç daire halinde çalışır.

Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabii üyesidir. Kurulun, dört asıl üyesi, nitelikleri kanunda belirtilen; yüksek öğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca, bir asıl ve bir yedek üyesi Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından Anayasa Mahkemesince, üç asıl ve iki yedek üyesi Yargıtay üyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulunca, bir asıl ve bir yedek üyesi Danıştay üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca, yedi asıl ve dört yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adlî yargı hâkim ve savcıları arasından adlî yargı hâkim ve savcılarınca, üç asıl ve iki yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idarî yargı hâkim ve savcıları arasından idarî yargı hâkim ve savcılarınca, dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilir.

Kurul üyeliği seçimi, üyelerin görev süresinin dolmasından önceki altmış gün içinde yapılır. Cumhurbaşkanı tarafından seçilen üyelerin görev süreleri dolmadan Kurul üyeliğinin boşalması durumunda, boşalmayı takip eden altmış gün içinde, yeni üyelerin seçimi yapılır. Diğer üyeliklerin boşalması halinde, asıl üyenin yedeği tarafından kalan süre tamamlanır.

Yargıtay ve Danıştay genel kurullarından seçilecek Kurul üyeliği için her üyenin, birinci sınıf adlî ve idarî yargı hâkim ve savcıları arasından seçilecek Kurul üyeliği için her hâkim ve savcının; ancak bir aday için oy kullanacağı seçimlerde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilir.

Bu seçimler her dönem için bir defada ve gizli oyla yapılır.

Kurulun, Adalet Bakanı ile Adalet Bakanlığı  Müsteşarı dışındaki asıl üyeleri, görevlerinin devamı süresince kanunda belirlenenler dışında başka bir görev alamazlar.

Kurulun yönetimi ve temsili Kurul Başkanına aittir. Kurul Başkanı dairelerin çalışmalarına katılamaz. Kurul, kendi üyeleri arasından daire başkanlarını seçer. Başkan, yetkilerinden bir kısmını başkanvekili olarak belirlediği daire başkanına devredebilir.

Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar; Adalet Bakanlığının, bir mahkemenin kaldırılması veya yargı çevresinin değiştirilmesi konusundaki tekliflerini karara bağlar; ayrıca, Anayasa ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirir.

Hâkim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere (hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç isleyip islemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemleri, ilgili dairenin teklifi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanının oluru ile Kurul müfettişlerine yaptırır. Soruşturma ve inceleme işlemleri, hakkında soruşturma ve inceleme yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya savcı eliyle de yaptırılabilir.

Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karsı yargı mercilerine başvurulamaz.

Kurula bağlı Genel Sekreterlik kurulur. Genel Sekreter,birinci sınıf hâkim ve savcılardan Kurulun teklif ettiği üç aday arasından Kurul Başkanı tarafından atanır. Kurul müfettişleri ile Kurulda geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcıları, muvafakatlerini alarak atama yetkisi Kurula aittir.

Adalet Bakanlığının merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcılar ile adalet müfettişlerini, muvafakatlerini alarak atama yetkisi Adalet Bakanına aittir.

Kurul üyelerinin seçimi, dairelerin oluşumu ve işbölümü,Kurulun ve dairelerin görevleri, toplantı ve karar yeter sayıları, çalışma usul ve esasları, dairelerin karar ve işlemlerine karsı yapılacak itirazlar ve bunların incelenmesi usulü ile Genel Sekreterliğin kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir.

 

 

Halkoylamasına sunulan 1982 Anayasasının 159. maddesinde ki değişiklik 1982 Anayasasında ki içeriğini  önemli ölçüde değiştirmektedir. 159.maddenin 2.fıkrasında ki  ’’Kurulun üç asıl ve üç yedek üyesi Yargıtay Genel Kurulunun, iki asıl ve iki yedek üyesi Danıştay Genel Kurulunun kendi üyeleri arasından, her üyelik için gösterecekleri üçer aday içinden Cumhurbaşkanınca, dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilirler. Kurul, seçimle gelen asıl üyeleri arasından bir başkanvekili seçer.’’ metni tamamen kaldırılmaktadır.

159.maddenin 3.fıkrası ‘’Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu; adli ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma,meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar.’’ Şeklinde iken bu fıkra içerisinde bulunan ‘‘Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’’ ibaresi ile  ‘‘kadro dağıtma’’ ibaresi kaldırılmaktadır. 

159.maddenin 6 ve 7. fıkraları ile son fıkrası tamamen kaldırılmaktadır.

159.maddenin 2.fıkrası ‘‘Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yirmibir asıl ve on yedek üyeden oluşur; üç daire halinde çalışır.’’ şeklinde, 3.fıkrası ise; ‘’Kurulun Başkanı Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabii üyesidir. Kurulun, dört asıl üyesi, nitelikleri kanunda belirtilen; yüksek öğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca, bir asıl ve bir yedek üyesi Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından Anayasa Mahkemesince, üç asıl ve iki yedek üyesi Yargıtay üyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulunca, bir asıl ve bir yedek üyesi Danıştay üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulunca, yedi asıl ve dört yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adlî yargı hâkim ve savcıları arasından adlî yargı hâkim ve savcılarınca, üç asıl ve iki yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idarî yargı hâkim ve savcıları arasından idarî yargı hâkim ve savcılarınca, dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilir.’’ şeklinde değiştirilmek istenmektedir.

Yine değişiklik metnine; Kurul üyeliği seçimi, üyelerin görev süresinin dolmasından önceki altmış gün içinde yapılır. Cumhurbaşkanı tarafından seçilen üyelerin görev süreleri dolmadan Kurul üyeliğinin boşalması durumunda, boşalmayı takip eden altmış gün içinde, yeni üyelerin seçimi yapılır. Diğer üyeliklerin boşalması halinde, asıl üyenin yedeği tarafından kalan süre tamamlanır.

Yargıtay ve Danıştay genel kurullarından seçilecek Kurul üyeliği için her üyenin, birinci sınıf adlî ve idarî yargı hâkim ve savcıları arasından seçilecek Kurul üyeliği için her hâkim ve savcının; ancak bir aday için oy kullanacağı seçimlerde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilir.

Bu seçimler her dönem için bir defada ve gizli oyla yapılır.

Kurulun, Adalet Bakanı ile Adalet Bakanlığı  Müsteşarı dışındaki asıl üyeleri, görevlerinin devamı süresince kanunda belirlenenler dışında başka bir görev alamazlar.

Kurulun yönetimi ve temsili Kurul Başkanına aittir. Kurul Başkanı dairelerin çalışmalarına katılamaz. Kurul, kendi üyeleri arasından daire başkanlarını seçer. Başkan, yetkilerinden bir kısmını başkanvekili olarak belirlediği daire başkanına devredebilir. Hükümleri eklenmektedir.

159.maddeye eklenen diğer hususlar ise ‘’Hâkim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere (hâkimler için idarî nitelikteki genelgelere) uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç isleyip islemediklerini, hal ve eylemlerinin sıfat ve görevleri icaplarına uyup uymadığını araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemleri, ilgili dairenin teklifi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanının oluru ile Kurul müfettişlerine yaptırılır. Soruşturma ve inceleme işlemleri, hakkında soruşturma ve inceleme yapılacak olandan daha kıdemli hâkim veya savcı eliyle de yaptırılabilir.

Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karsı yargı mercilerine başvurulamaz.

Kurula bağlı Genel Sekreterlik kurulur. Genel Sekreter,birinci sınıf hâkim ve savcılardan Kurulun teklif ettiği üç aday arasından Kurul Başkanı tarafından atanır. Kurul müfettişleri ile Kurulda geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcıları, muvafakatlerini alarak atama yetkisi Kurula aittir.

Adalet Bakanlığının merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında geçici veya sürekli olarak çalıştırılacak hâkim ve savcılar ile adalet müfettişlerini, muvafakatlerini alarak atama yetkisi Adalet Bakanına aittir.

Kurul üyelerinin seçimi, dairelerin oluşumu ve işbölümü,Kurulun ve dairelerin görevleri, toplantı ve karar yeter sayıları, çalışma usul ve esasları, dairelerin karar ve işlemlerine karsı yapılacak itirazlar ve bunların incelenmesi usulü ile Genel Sekreterliğin kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir’’ şeklindedir.

Bu maddede ki değişiklikler günlük tartışmaların ötesinde tarihsel bir öneme sahiptir. Bu noktada öncelikle, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunun ve Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılanması konularında getirilen değişikliklerin, Cumhuriyetimizin değiştirilemez ilkelerinden olan “demokratik hukuk devleti” bakımından rejim değişikliğine yol açar niteliktedir.

Devletin yapılanması ve işleyişi bağlamında Anayasa Mahkemesi ve Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunun oluşumu konularında getirilen değişiklikler: Siiyasal iktidarın yargı erkine el koyma girişimidir. Kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır. Yargı bağımsızlığının ortadan kaldırılmasıdır. Yargının siyasallaştırılmasıdır. Örneğin: İktidar partisi ilçe başkanlarının adliye koridorlarına doluşturulmasıdır.

Yargının yapılanması/oluşumu konusunda getirilen değişiklikler hukukun evrensel değerlerine somut ve güncel olarak da aykırıdır. Bu değerler arasında önemli bir yer tutan Avrupa normları ile –iktidarın aksi yöndeki bütün iddialarına karşın- tümden çelişki içindedir. 1994/12 sayılı AB Bakanlar Komitesi kararında, 2007 yılı Avrupa Yargıçlar Yüksek İstişare Konseyi kararlarında, Venedik komisyonu raporlarında konulan ölçütlere aykırıdır. Örneğin: Adalet Bakanı ve müsteşarının  Yüksek Kurulda yer alması hiçbir Avrupa belgesinde bulunmadığı gibi her Avrupa belgesinde reddedilmiştir.

Bu maddeye ilişkin değişiklik metinleri ile yürürlükten kaldırılması düşünülen metinler toplumsal uzlaşma açısından son derece tehlikeli değişikliklerdir.Paket dışı tek madde olarak oylamada HAYIR denebilecek bir maddedir.

 

22-GEÇİCİ 15.MADDENİN KALDIRILMASI:

 

1982 ANAYASASINDA Kİ METNİ

12 EYLÜL 2010 HALKOYLAMASI DEĞİŞİKLİK METNİ

GEÇİCİ MADDE 15. – 12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Millî Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezaî, malî veya hukukî sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.

Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.(Son fıkra mülga: 3.10.2001-4709/34 md.)

Geçici 15 inci madde yürürlükten kaldırılıyor.

 

 

1982 Anayasasının geçici 15. maddesinin tamamen kaldırılmasına yönelik değişikliktir. Geçici 15.maddenin kaldırılması pratikte bir anlam taşımamaktadır.Geçici 15. maddede yer alan ‘‘Millî Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezaî, malî veya hukukî sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.’’ şeklinde ki düzenlemede 12 Eylül darbecilerinin cezai, mali veya hukuki sorumluluklarının olmadığı belirtilmiştir. Bu maddenin kaldırılması ile 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasının yolu hukuken açılamamaktadır. Keza, cezai, mali ve hukuki sorumluluklarla ile olarak yargılama yapılmaması anayasal koruma altına alındıkları için teknik olarak  mümkün değildir, değişiklikle birlikte de zamanaşımı süreleri dolmuş olduğundan şekli veya hukuki bir yargılama yapılması mümkün değildir.

1982 Anayasası demokratikleştirilmek isteniyorsa 12 Eylül darbesinin mağdurları ile birlikte getirmiş olduğu tüm yasal düzenlemeler nedeniyle mağdurlarının mağduriyetlerinin giderilmesi ve 12 Eylül yargılamalarının tüm sonuçları ile birlikte ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Ancak, bu geçici maddenin kaldırılması, 12 Eylül döneminin yaralarını vicdanen kamuoyunda rahatlatıcı niteliği gereğince toplumsal uzlaşma açısından yararlı olacaktır. Paket dışı tek madde olarak oylamada EVET denebilecek bir maddedir.

 

 

 

 

23-GEÇİCİ 18.MADDE:

 

12 EYLÜL 2010 HALKOYLAMASI EKLENEN METİN

GEÇİCİ MADDE 18- Bu Kanunun 6. maddesiyle Anayasanın 69. maddesinde yapılan değişiklikler, Anayasa Mahkemesinde görülmekte olan davalarda da uygulanır.

 

Anayasaya eklenen bu madde ile 1982 Anayasasının 69. maddesinde yapılan değişiklikler Anayasa Mahkemesinde görülen davalarda da uygulanır  hükmü getirilmektedir. Bilindiği üzere kanunlar geriye yürümezler. Kabul edilerek yasallaştığı tarihten itibaren hüküm ifade ederler. Bu düzenleme ile eklenen geçici maddenin geçmişe de uygulanması hedeflenmektedir. Zaten değişiklik metninden de anlaşılacağı üzere Anayasa Mahkemesinde devam eden davalara da uygulanır denmesinin nedeni budur.

1982 Anayasasının 69. maddesine ilişkin olarak yapılan değerlendirmelerimizi aynen tekrarla ve 69. madde üzerinde ki değişikliklerin toplumsal uzlaşma açısından tehlikeli bulduğumuzdan  paket dışı tek madde olarak oylamada HAYIR denmesi gerektiğine inandığımız maddedir.

 

24-GEÇİCİ 19.MADDE:

 

12 EYLÜL 2010 EKLENEN METİN

GEÇİ MADDE 19- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Anayasa Mahkemesinin mevcut yedek üyeleri asıl üye sıfatını kazanır.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde, birer üye, Sayıştay Genel Kurulunun ve baro başkanlarının gösterecekleri üçer aday arasından Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt

çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

Sayıştay Genel Kurulunda, Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, bir üye ancak bir aday için oy kullanabilir; en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde de her bir baro başkanı ancak bir aday için oy kullanabilir ve en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.

Cumhurbaşkanı, yükseköğrenim görmüş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasından iki üyeyi seçer.

Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday gösteren kurumların halen mevcut üyeleri ile kendi kontenjanlarından seçilmiş yedek üyeler, tamamlama seçiminde göz önünde bulundurulur.

Anayasa şikayetine ilişkin gerekli düzenlemeler iki yıl içinde tamamlanır. Uygulama kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren anayasa şikâyeti başvuruları kabul edilir.

Anayasa Mahkemesinde halen belli görevlere seçilmiş olanların bu sıfatları seçilmiş oldukları sürenin sonuna kadar devam eder. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte üye olanlar yaş haddine kadar görevlerine devam ederler.

 

1982 Anayasasına ekleme ile düzenlenen Geçici 19.madde de, değişikliğin kabul edilip yürürlüğe girdiği tarihte Anayasa Mahkemesinin mevcut yedek üyeleri asıl üye sıfatını kazanması hususu,  yine otuz gün içinde, birer üye, Sayıştay Genel Kurulunun ve baro başkanlarının gösterecekleri üçer aday arasından Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmesi hususu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranması hususu, İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılması hususu, üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş sayılacağı hususu, Sayıştay Genel Kurulunda, Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, bir üye ancak bir aday için oy kullanabilmesi hususu,  en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılacağı hususu, Baro başkanlarının avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde de her bir baro başkanı ancak bir aday için oy kullanabileceği hsuus, ve en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılacağı hususu,Cumhurbaşkanı, yükseköğrenim görmüş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasından iki üyeyi seçeceği hususu,Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday gösteren kurumların halen mevcut üyeleri ile kendi kontenjanlarından seçilmiş yedek üyeler, tamamlama seçiminde göz önünde bulundurulacağı hususu,Anayasa şikayetine ilişkin gerekli düzenlemeler iki yıl içinde tamamlanacağı hususu,  Uygulama kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren anayasa şikâyeti başvuruları kabul edileceği hususu, Anayasa Mahkemesinde halen belli görevlere seçilmiş olanların bu sıfatları seçilmiş oldukları sürenin sonuna kadar devam edeceği ve Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte üye olanlar yaş haddine kadar görevlerine devam edecekleri hususu düzenlenmektedir.

            1982 Anayasasının 146., 148 ve 149.maddelerine ilişkin olarak açıklanan görüşlerimiz ve gerekçelerimiz doğrultusunda toplumsal uzlaşmayı tehlikeye sokacak olan bu geçici maddenin  paket dışı tek madde olarak oylamada HAYIR denmesi gerektiğine inandığımız maddedir.

 

 

 

25-GEÇİCİ 20.MADDE:

 

12 EYLÜL 2010 EKLEME METİN

GEÇİCİ MADDE 20- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde aşağıda belirtilen esas ve usuller dahilinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeleri seçilir.

a) Cumhurbaşkanı, hâkimlik mesleğine alınmasına engel bir hali olmayan; yüksek öğretim kurumlarının hukuk,iktisat ve siyasal bilimler dallarında en az onbeş yıldan beri görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ile meslekte fiilen onbeş yılını doldurmuş avukatlar arasından dört üye seçer. Cumhurbaşkanı, üst kademe yöneticileri arasından seçeceği Kurul üyesini, bakanlık,müsteşarlık, müsteşar yardımcılığı, valilik,Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, kamu kurum ve kuruluşlarında genel müdürlük veya teftiş kurulu başkanlığı görevlerini yapanlar arasından seçer.

b) Anayasa Mahkemesi, bir asıl ve bir yedek üyeyi Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer.

Mahkeme Başkanı bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi gün içinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üye adaylık başvurularını ilân eder. İlan tarihinden itibaren yedi gün içinde adaylar başvurularını yaparlar.

Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren onbeş gün içinde Mahkeme, adaylar arasından bir asıl ve bir yedek üyeyi seçer.

c) Yargıtay Genel Kurulu, Yargıtay üyeleri arasından üç asıl ve iki yedek üye seçer. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi gün içinde Yargıtay Birinci Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren yedi gün içinde adaylar Birinci Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren onbeş gün içinde Yargıtay Genel Kurulu seçim yapar. Her Yargıtay üyesinin sadece bir aday için oy kullanabileceği seçimde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur.

ç) Danıştay Genel Kurulu, Danıştay üyeleri arasından bir asıl ve bir yedek üye seçer. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yedi gün içinde Danıştay Başkanı adaylık başvurusunu ilan eder. İlan tarihinden itibaren yedi gün içinde adaylar Başkanlığa başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren onbeş gün içinde Danıştay Genel Kurulu seçim yapar. Her Danıştay üyesinin sadece bir aday için oy kullanabileceği seçimde, en fazla oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur.

d) Yedi asıl ve dört yedek üye birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş olan adli yargı hâkim ve savcıları arasından, adli yargı hâkim ve savcıları tarafından Yüksek Seçim Kurulunun gözetim ve denetiminde seçilir. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş gün içinde Yüksek Seçim Kurulu adaylık

başvurularını ilân eder.İlân tarihinden itibaren üç gün

içinde adaylar Yüksek Seçim Kuruluna başvurur. Başvuru tarihinin sona erdiği günden itibaren iki gün içinde Yüksek Seçim Kurulu adayların başvurularını inceler ve aday listesini belirleyerek ilân eder. Takip eden iki gün içinde bu listeye karsı itiraz edilebilir. İtiraz süresinin sona erdiği günden itibaren iki gün içinde itirazlar incelenir,sonuçlandırılır ve kesin aday listesi ilân edilir. Yüksek Seçim Kurulunun kesin aday listesini ilân ettiği tarihten sonraki ikinci Pazar günü her ilde, il seçim kurulunun gözetim ve denetimi altında yapılacak seçimlerde, o ilde ve ilçelerinde görev yapan hâkim ve savcılar oy kullanır. İl seçim kurulları o ilde oy kullanacak hâkim ve savcıların sayısına göre sandık kurulları oluşturur. Sandık kurullarının işlem, tedbir ve kararlarına karsı yapılan şikâyet ve itirazlar il seçim kurulunca karara bağlanır.

Adaylar propaganda yapamazlar; sadece, Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde özgeçmişlerini bu is için tahsis edilmiş bir internet sitesinde yayımlayabilirler. Bu seçimlerde her seçmen sadece bir aday için oy kullanabilir. Seçimlerde en çok oy alan adaylar sırasıyla asıl ve yedek üye seçilmiş olur.

Kullanılacak oy pusulalarıyla ilgili diğer hususlar Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenir. Yüksek Seçim Kurulu, oy pusulalarını kendisi bastırabileceği gibi gerektiğinde uygun göreceği il seçim kurulları vasıtasıyla bastırmaya da yetkilidir. Yapılacak seçimlerde, 26/4/1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun bu bende aykırı olmayan hükümleri uygulanır.

e) Üç asıl ve iki yedek üye birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idari yargı hâkim ve savcıları arasından, idari yargı hâkim ve savcıları tarafından Yüksek Seçim Kurulunun gözetim ve denetiminde seçilir. Bölge idare mahkemelerinin bulunduğu illerde, il seçim kurulunun gözetim ve denetimi altında yapılacak bu seçimlerde, o bölge idare mahkemesinde ve yargı çevresi içerisinde kalan yerlerde görev yapan idari yargı hâkim ve savcıları oy kullanır. Bu seçimler hakkında da (d) bendi hükümleri uygulanır.

Birinci fıkranın (a), (b), (d) ve (e) bentleri uyarınca seçilen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun asıl üyeleri bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki otuzuncu günü takip eden is günü görevlerine başlarlar.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Yargıtay’dan gelen asıl ve yedek üyelerinin görevleri, seçilmiş oldukları sürenin sonuna kadar devam eder. Bu üyelerden görev süresini tamamlayanların yerine birinci fıkranın (c) bendi uyarınca seçilenler sırayla göreve başlarlar.

Bu madde uyarınca seçilen üyelerin göreve başlamasını müteakip yapılacak ilk Kurul toplantısında, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Danıştay’dan gelen asıl ve yedek üyelerinden ad çekme suretiyle belirlenen bir asıl ve bir yedek üyesinin görevi sona erer. Kalan asıl ve yedek üye ise seçilmiş oldukları sürenin sonuna kadar görevlerine devam eder. Bu üyelerden görev süresini tamamlayanların yerine birinci fıkranın (ç) bendi uyarınca seçilenler göreve başlarlar.

Birinci fıkranın (c) ve (ç) bentleri uyarınca seçilen üyelerden, üçüncü ve dördüncü fıkra uyarınca göreve başlayanların görev süresi, birinci fıkranın (a), (b), (d) ve (e) bentleri uyarınca seçilen diğer Kurul üyelerinin görev süresinin bittiği tarihte sona erer.

İlgili kanunlarda gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna seçilen asıl üyeler, Yargıtay daire başkanı için ilgili mevzuatında öngörülen tüm malî ve sosyal haklar ile emeklilik hakkından aynen yararlanırlar. Ayrıca, Kurulun Başkanı dışındaki asıl üyelerine, 30000 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda aylık ek tazminat ödenir.

İlgili kanunlarda düzenleme yapılıncaya kadar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu,

a) Anayasa hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla, yürürlükteki kanun hükümlerine göre Kurul seklinde

çalışır.

b) İkinci fıkra uyarınca asıl üyelerinin göreve başladığı tarihten itibaren bir hafta içinde Adalet Bakanının başkanlığında toplanır ve bir geçici Başkanvekili seçer.

c) En az onbeş üye ile toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar verir.

ç) Sekreterya hizmetleri Adalet Bakanlığı tarafından yürütülür.

Bu madde hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar uygulanır.

 

1982 Anayasasına geçici madde ile eklenmek istenen metin genel olarak değişikliğin kabul edilmesi halinde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin seçimlerinin nasıl ve ne şekilde yapılacağını düzenlemektedir. Değişiklik metinlerinden 159.maddede değerlendirilen neden ve gerekçelerle toplumsal uzlaşma açısından geçici bu madde 159.maddedeki değişiklikleri onaylaması nedeniyle  paket dışı tek madde olarak oylamada HAYIR denmesi gerektiğine inandığımız maddedir.

 

 

 

 

 

26-YÜRÜRLÜK MADDESİ:

 

12 EYLÜL 2010 EKLENEN METİN

YÜRÜRLÜK MADDESİ - Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve halkoyuna sunulması halinde tümüyle oylanır.

 

Bu madde değişikliklerin halkoylamasına kabulü halinde ne zaman yürürlüğe gireceğine  ve maddelerin tek tek değil paket halinde oylanacağına ilişkin düzenlemedir. Anayasal değişikliklerin demokratik bir şekilde oylanabilmesi, seçmenin madde madde değişiklikleri oylamasına bağlıdır.

 Seçmen uygun gördüğü ve evet diyebileceği madde ile uygun bulmadığı ve hayır diyeceği maddeler arasında ayrım yapamadan ya tamamıyla evet yada tamamıyla hayır  demek zorunda bırakılmıştır. Bu doğru ve demokratik bir yöntem değildir. Seçmenin iradesi baskı altına alınarak taraf durumuna getirilmek istenmiştir. Hiçbir  demokraside seçmenden taraf olması istenemez ve bu seçmene dayatılamaz. Teknik olarak toplumsal tehlikenin başladığı yer taraf olmayan bertaraf olur mantığını  dikte etmeye çalışmaktır. Paket dışı tek madde olarak oylamada HAYIR denmesi gerektiğine inandığımız maddedir.

 

SONUÇ :

2010 Anayasa değişiklikleri günlük tartışmaların ötesinde tarihsel bir öneme sahiptir. Bu noktada öncelikle, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunun ve Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılanması konularında getirilen değişikliklerin, Cumhuriyetimizin değiştirilemez ilkelerinden olan “demokratik hukuk devleti” bakımından rejim değişikliğine yol açar niteliktedir.

Anayasalar  bireysel ve kolektif hak ve özgürlükleri tanımlayan ve güvence altına alan ve aynı zamanda devletin yapılanmasını, işleyişini, iktidarın örgütlenmesini ve el değiştirmesi yöntemlerini belirleyen temel belgelerdir. Bu anlamda; Anayasal metinlerin değiştirilmesi ulusal ve toplumsal uzlaşma  yolu ile sağlanmalıdır. Ülkemizde örneğin 1995 ve 2001 değişiklikleri ile içerik ve yöntem bakımından toplumsal uzlaşmayı başarabileceğini açık bir şekilde göstermiştir. Buna karşılık 2010 değişikliği tarihimizde ilk kez yalnızca iktidarı oluşturan bir tek partinin iradesiyle gerçekleştirilmek istenmektedir. Bu yanlıştır. Kabul Edilemez. Reddedilmelidir.

Değişiklik paketinin hazırlanması ve meclisten geçirilmesi sürecinde yaşananlar  bunun milletvekillerinin teklifi değil hükümetin tasarısı olduğunu göstermiştir. Anayasaya aykırıdır.

Halkoylaması  yöntemi olarak; birbiriyle bağlantısı bulunmayan, farklı hükümlerin bir bütün olarak birlikte oylanması yanlıştır ve Anayasaya doğrudan aykırıdır.

Kişisel veri toplamayı adeta “anayasal güvenceye” bağlayan, Toplu İş Sözleşmesi kavramının yanına “Toplu Sözleşme” kavramını koyarak sendikalaşmayı fiilen engelleyen, grev hakkına “anayasal yasak” getiren, ne olduğu belirsiz bırakılan, yetkilerinin sınırları ucu açık bulunan, amacının iktidara fren görevi gören “özerk kurumları” ve “baskı guruplarını”  bitirmek olduğu anlaşılan “kamu denetçiliği” kurumunu getiren, tam yetkili “baş denetçi” seçimini  iktidar partisinin oylarına bırakan ve böylece kamu denetçiliği-baş denetçi eli ile parti müfettişliği-parti devletine yol açacak bir hükmü taşıyan, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunu yurttaşların “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurusuna engel oluşturma”,  “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru sürecini uzatma” biçiminde   düzenleyen, toplumun yoğun taleplerinden olan konuları gündeme almaktan özenle kaçınan, seçim barajının kaldırılması ya da düşürülmesi, dokunulmazlıkların kürsü dokunulmazlığı ile sınırlandırılması, siyasal partilerin yapılanması ve işleyişi ile seçim yasalarının demokratikleştirilmesi, Devlet Güvenlik Mahkemesi orijinli özel yetkili mahkemelerin kaldırılması, savunmanın anayasal statüye bağlanması ve güvence altına alınması gibi gerçek demokratik gereksinimlerden olabildiğince uzak duran, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunun kararlarının –meslekten ihraç dışında- yargı denetimine kapalı tutulmasını sağlayan  değişiklikleri ve bu konudaki can alıcı eksiklikleri Artvin Barosu Avukatlarınca hukukçu kimlikleri ile tartışılmış;  Anayasa değişiklik paketinin hak ve özgürlüklere ilişkin bölümü dahil toplumsal uzlaşmadan uzak, siyasal iktidarı söylemleri ile referanduma sunulan metinler arasında farklılık bulunduğu ve değişiklik metinlerinin kabulü halinde ülkeyi huzursuzluğa götürecek  sakıncalarla dolu olduğunu tespit ederek aşağıdaki sonuçlara ulaşmıştır.

1-Devletin yapılanması ve işleyişi bağlamında Anayasa Mahkemesi ve Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunun oluşumu konularında getirilen değişiklikler: Siyasal iktidarın yargı erkine el koyma girişimidir. Kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır. Yargı bağımsızlığının ortadan kaldırılmasıdır. Yargının siyasallaştırılmasıdır. Örneğin: İktidar partisi ilçe başkanlarının adliye koridorlarına doluşturulmasıdır.

2-Yargının yapılanması/oluşumu konusunda getirilen değişiklikler hukukun evrensel değerlerine somut ve güncel olarak da aykırıdır. Bu değerler arasında önemli bir yer tutan Avrupa normları ile –iktidarın aksi yöndeki bütün iddialarına karşın- tümden çelişki içindedir. 1994/12 sayılı AB Bakanlar Komitesi kararında, 2007 yılı Avrupa Yargıçlar Yüksek İstişare Konseyi kararlarında, Venedik komisyonu raporlarında konulan ölçütlere aykırıdır. Örneğin: Adalet Bakanı ve müsteşarının  Yüksek Kurulda yer alması hiçbir Avrupa belgesinde bulunmadığı gibi her Avrupa belgesinde reddedilmiştir.

3-Artvin Barosunun üyelerinin büyük çoğunluğu; Anayasalarda olmaması gereken, adeta yönetmelik düzeyinde yapılan çok ayrıntılı düzenlemelerle yargıyı ele geçirme çabalarına örnek olarak şu düzenlemelere dikkat çekmektedir: Adalet Akademisi Başkanını atama yetkisi Bakana verilerek yargıç ve savcıların tek tip eğitimi sağlanmak istenmiştir. Adalet Bakanının bakan/bakanlık olarak tasarrufları yargı denetimine açıkken,  Adalet bakanına “Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunun Başkanı” sıfatı ile yargıç ve savcılar üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi verilmiş, böylece bakanlığın bu tasarrufları yargı denetiminden kaçırılmıştır. Bakan ve Başkan aynı kişi olmasına rağmen değişik biçimlerde değişik adlarla anılması böyle bir tuzaktır. Yüksek yargı organları mensuplarının bakanlık denetimine tabi olmamasına rağmen Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunun idari bir organ olarak vurgulanması, Hakimler Savcılar Yüksek Kuruluna seçilecek 1. derece yargıç ve savcıların Bakanın/Başkanın atayacağı müfettişlerin denetimine bırakılması içindir. Yüksek Kurul üyesi olacak yargıç ve savcıların tepesinde bakanlık/kurul müfettişleri bulunmaya devam edecektir.Dünyada bu güne kadar benzeri görülmemiş bir seçim sistemi ile, seçilecek aday sayısı dikkate alınmaksızın, yüksek yargı üyelerine ya da ilk derece mahkemelerindeki yargıç ve savcılara seçme yetkisi tanıyan hükümle, yargıyı bölmek yoluyla etkisizleştirmek çabasına bir yenisi eklenmiştir.Yüce Divan görevi de görecek Anayasa Mahkemesinin oluşumunda çoğunluğun hukukçu olmayabileceği bir düzenleme yapılmıştır.

4-Türkiye gerçekleri, tarihi deneyimlerimiz; “kuvvetler ayrılığı-yargı bağımsızlığı-yargıç güvencesi-“ ilkelerinin olağanüstü önemde olduğunu göstermektedir. Yargı erkinin siyasal iktidarların etki akanına girmesi baskı rejimine zemin yaratmakta, bu da giderek “tek adam diktatörlüğüne” yol açmaktadır.

Artvin Barosu Avukatları olarak; 1982 Anayasasının, kabulünden bu yana yapılan bütün değişikliklere rağmen, kabul edilebilir ve sürdürülebilir olmadığı, bundan sonra yapılacak değişikliklerle de bunun mümkün olamayacağı kanaatindeyiz.

1982 Anayasasının iktidar yapılanmasındaki temel kurgusu “tarafsız Cumhurbaşkanı” üzerine kuruludur. Sayın Turgut Özal ile başlayan ve Sayın  Abdullah Gül ile ulaştığımız süreç sonucu sistemin omurgası olan “tarafsız cumhurbaşkanı miti” yıkılmış; bu kurgu, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi sistemine geçilmesiyle de tamamen çökmüştür.

Bu nedenle; Artvin Barosu Anayasa Komisyonu olarak; 

Temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan, iktidarın yapılanması ve el değiştirmesi yöntemlerini çoğulcu, katılımcı demokrasi ilkeleri çerçevesinde belirleyen; bu belirlemede idari, mali, siyasi ve diğer bakımlardan bağımsız ve özerk bir yargı yapılanmasını veri alan kuvvetler ayrılığı ilkesine bağlı kalarak, bireysel ve kolektif hak ve özgürlükleri tanıyan, sağlam güvencelere bağlayan, tepkici olmayan, ilkesel düzenlemelerle yetinen, hacimli olmaktan uzak, katılımcı-çoğulcu ve dengeci  yeni bir  Anayasaya ihtiyaç olduğu kesin düşüncesini ve bunun ancak ulusal ve toplumsal uzlaşma ile sağlanabileceği temel inancını ifade eder.

Meşruiyet “sosyolojik” bir kavram olup; anayasal ilke, kurum ve uygulamalar bakımından meşruiyetin çağdaş kaynağı, “insan onurunu temel değer olarak benimsemiş, insan hakları-demokrasi ve hukuk devleti ilkelerine” uygun yönetim anlayışıdır.

2010 anayasa değişiklik paketi bu temel ilkeyle taban tabana zıt niteliktedir.

İktidarların adamı var, parası var, silahı var, her şeyi var. Yurttaşın ise hukuku var. İktidar gücü karşısında yurttaşın “umut kapısı” yargıdır. Şimdi yargı da iktidara tabi kılınmak isteniyor Bu değişiklik paketi ile 12 Eylül “deli gömleğini” değiştirmiyorlar, pekiştiriyorlar.

Artvin Barosu Avukatları ve Anayasa Komisyonu olarak: İnsan haklarına, demokrasiye, laikliğe,  sosyal hukuk devleti ilkelerine sonuna kadar bağlıyız. Bu bağlılıkla;   Her türlü özgürlük karşıtı, baskıcı, hukukun evrensel değerlerine aykırı  girişime karşı olduğumuz gibi, 2010 anayasa değişiklik paketine de HAYIR/RED diyeceğimizi beyan ve ilan ederiz. Saygılarımızla.

 

 

 

Artvin Barosu Başkanı                                                                       Anayasa Komisyonu Üyesi                                                         Anayasa Komisyonu Üyesi 

   Av. İzzet VARAN                                                                                     Av. Ali YİĞİT                                                                     Av. Muhammed ALTUNAL