BM Engelli Haklarına İlişkin Sözleşme
Av. Senem İmamoğlu, İstanbul Barosu Engelli Hakları Merkezi tarafından 11 Mayıs 2026 tarihinde düzenlenen BM Engelli Haklarına İlişkin Sözleşme’nin 20. Yılında Engelli Hakları Sempozyumu’na konuşmacı olarak katılmıştır. Sempozyum kapsamında “Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi Uygulamasının İncelenmesi: Bireysel Başvurular, Türkiye’ye Yönelik Nihai Gözlemler ve Bunların Ulusal Mekanizmalara Yansıması” başlıklı bildirisini sunmuştur. Okumak isteyenler için makale metni paylaşılmıştır.
MAKALE
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ENGELLİ HAKLARI KOMİTESİ UYGULAMASININ İNCELENMESİ: BİREYSEL BAŞVURULAR, TÜRKİYE'YE YÖNELİK NİHAİ GÖZLEMLER VE BUNLARIN ULUSAL MEKANİZMALARA YANSIMASI
Av. Senem İMAMOĞLU
ÖZET
Bu çalışma, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi uygulamasını çok boyutlu bir yaklaşımla incelemeyi amaçlamaktadır. Uluslararası insan hakları sözleşmelerinin uygulanması, taraf devletlerin düzenli raporlama yükümlülükleri ve bağımsız uzman komiteler aracılığıyla yürütülen denetim mekanizmaları ile güvence altına alınmaktadır. Bu bağlamda Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi (EHS), engelli bireyleri hak sahibi özne olarak tanımlayan dönüşümcü bir yaklaşım benimsemiş; erişilebilirlik, makul düzenleme, kapsayıcı eğitim ve bağımsız yaşam gibi alanlarda devletlere kapsamlı pozitif yükümlülükler yüklemiştir. Çalışmada, Komite’ye yapılan bireysel başvuruların, kapanan ve derdest dosyalar üzerinden ampirik analizi yapılmış; ayrıca içtihat niteliğindeki kararlar incelenerek temel kavramlara ilişkin yaklaşımı ortaya konulmuştur. Bunun yanında Türkiye’nin sözleşme kapsamındaki raporlama süreci ve Komite’nin nihai gözlemleri değerlendirilerek, uluslararası standartların ulusal hukuk ve uygulamaya yansıma düzeyi analiz edilmiştir. Çalışma, Komite içtihadının görünürlüğü ve etkisi bakımından Türkiye özelinde ortaya çıkan boşluklara dikkat çekmekte ve insan hakları normlarının içselleştirilmesine ilişkin tartışmalara katkı sunmayı hedeflemektedir.
ABSTRACT
This study aims to examine the practice of the United Nations Committee on the Rights of Persons with Disabilities through a multidimensional approach. The implementation of international human rights treaties is ensured through periodic state reporting obligations and monitoring mechanisms carried out by independent expert bodies. In this context, the Convention on the Rights of Persons with Disabilities (CRPD) introduces a transformative paradigm by recognizing persons with disabilities as rights-holders and imposing comprehensive positive obligations on states in areas such as accessibility, reasonable accommodation, inclusive education, and independent living. The study provides an empirical analysis of individual communications, as well as closed and pending cases before the Committee, and examines leading decisions to identify its interpretative approach to key concepts. Furthermore, it evaluates Türkiye’s reporting process and the Committee’s concluding observations in order to assess the extent to which international standards are reflected in domestic law and practice, particularly within judicial and administrative mechanisms. This study highlights existing gaps in the visibility and impact of the Committee’s jurisprudence in Türkiye and seeks to contribute to the broader discussion on the internalization of international human rights norms.
I. GİRİŞ
Uluslararası insan hakları hukukunda temel sözleşmelerin uygulanması, taraf devletlerin düzenli raporlama yükümlülüğü ve bağımsız uzman komiteler aracılığıyla yürütülen denetim mekanizmaları ile güvence altına alınmıştır. Birleşmiş Milletler sistemi içerisinde faaliyet gösteren insan hakları sözleşme organları, devletlerin sözleşmeler kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini izlemekte olup; rapor inceleme, genel yorum yayımlama ve bazı sözleşmeler bakımından bireysel başvuru inceleme yetkisine sahiptir. Bu mekanizma, uluslararası insan hakları normlarının izlenebilir ve yorumlanabilir hale gelmesini sağlamaktadır.
Bu çerçevede 2008 yılında yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi (EHS) , engelliliğe ilişkin yaklaşımda köklü bir paradigma değişimi ortaya koymuştur. Sözleşme, engelli bireyleri yardım veya koruma nesnesi olarak değil, hak sahibi özne olarak konumlandırarak insan haklarının tam ve eşit kullanımını güvence altına almayı amaçlamıştır. EHS, yalnızca ayrımcılık yasağını tekrar etmekle yetinmemiş; erişilebilirlik, makul düzenleme, kapsayıcı eğitim ve bağımsız yaşam gibi alanlarda devletlere kapsamlı pozitif yükümlülükler yüklemiştir. Bu yönüyle Sözleşme, fiili eşitliği hedefleyen dönüşümcü bir insan hakları metni niteliğindedir.
Sözleşme’nin uygulanmasının denetimi, 18 bağımsız uzmandan oluşan Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi tarafından yürütülmektedir. Komite, taraf devletlerin sunduğu periyodik raporları incelemekte ve nihai gözlemler yayımlamakta; genel yorumlar aracılığıyla Sözleşme hükümlerinin kapsamını açıklamakta; Ek İhtiyari Protokol uyarınca bireysel başvuruları karara bağlayabilmektedir. Ayrıca ağır ve sistematik ihlal iddiaları bakımından soruşturma yetkisine de sahiptir. Bu mekanizmalar, Sözleşme hükümlerinin somut olaylar üzerinden yorumlanmasını ve devlet yükümlülüklerinin içtihadi olarak belirginleşmesini sağlamaktadır .
Türkiye’de Sözleşme 2009 yılında, Ek İhtiyari Protokol ise 2015 yılında yürürlüğe girmiştir . 2022 yılında ise Türkiye basitleştirilmiş raporlama usulünü kabul etmiştir . Ancak, Türkiye hakkında Komite tarafından verilmiş bireysel başvuru kararı bulunmamaktadır. Bu durum, Sözleşme’nin ulusal hukukta ne ölçüde içselleştirildiği ve Komite içtihatlarının ulusal uygulama üzerindeki etkisinin nasıl değerlendirilmesi gerektiği sorusunu gündeme getirmektedir.
Bu çalışma, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi uygulamasını çok boyutlu bir yaklaşımla incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada Komite uygulamasının hem ampirik veriler hem de içtihat ve ülke gözlemleri üzerinden bütüncül bir değerlendirmesinin yapılması ve literatüre katkı sağlanması hedeflenmektedir. Bu kapsamda öncelikle Komite’ye yapılan bireysel başvurular, kapanan ve derdest dosyalar bakımından ampirik olarak analiz edilmiştir. Ardından Komite içtihadını yansıtan örnek kararlar incelenmiş; erişilebilirlik, makul düzenleme ve ayrımcılık yasağı gibi temel kavramlar çerçevesinde Komite’nin yaklaşımı ortaya konulmuştur. Son olarak Türkiye’nin Komite’ye sunduğu rapor ve Komite’nin nihai gözlemleri ele alınarak, tüm bu standartların ulusal hukuk ve uygulamaya - özellikle yargısal ve kurumsal/idari mekanizmalar bağlamında- yansıma düzeyi değerlendirilmiştir.
II. KOMİTE KARARLARININ UYGULANMA DÜZEYİ: İZLEME (FOLLOW-UP) MEKANİZMASI ÜZERİNDEN BİR DEĞERLENDİRME
Kapanan dosyalar incelendiğinde, başvuruların çoğunda birden fazla EHS maddesinin ihlal edildiği görülmektedir. Komite tarafından yayımlanan izleme (follow-up) tablolarından yola çıkılarak kararlar incelenmiş ve her bir dosyada ihlal sonucuna varılan maddeler bakımından tematik bir dağılım oluşturulmuştur. Bu yöntem, engelli hakları alanındaki uyuşmazlıkların hangi hak alanlarında yoğunlaştığını ortaya koymak bakımından önemli bir gösterge sunmaktadır. Kapanan dosyalarda en sık ihlal sonucuna varılan EHS maddeleri Tablo 1’de gösterilmektedir.
Tablo 1 – Kapanan Dosyalarda İhlal Edilen EHS Maddeleri
EHS Maddesi Hak Alanı İhlal Sayısı
Madde 5 Ayrımcılık Yapılmaması ve Eşitlik 17
Madde 4 Genel Yükümlülükler 11
Madde 15 İşkence, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Maruz Kalmama 9
Madde 9 Erişilebilirlik 8
Madde 13 Adalete Erişim 7
Madde 12 Kanun Önünde Eşitlik 6
Madde 3 Genel Esaslar 5
Madde 14 Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği 5
Madde 17 Kişi Bütünlüğünün Korunması 5
Madde 29 Siyasal ve Toplumsal Yaşama Katılım 4
Madde 16 Sömürü, Şiddet veya İstismara Maruz Kalmama 3
Madde 21 Düşünce ve İfade Özgürlüğü ile Bilgiye Erişim 3
Madde 25 Sağlık 3
Madde 2 Tanımlar 2
Madde 8 Bilinçlendirme 2
Madde 23 Hane ve Aile Hayatına Saygı 2
Madde 27 Çalışma ve İstihdam 2
Madde 6 Engelli Kadınlar 1
Madde 7 Engelli Çocuklar 1
Madde 18 Seyahat Özgürlüğü ve Uyrukluk 1
Madde 19 Bağımsız Yaşayabilme ve Topluma Dahil Olma 1
Madde 24 Eğitim 1
Madde 26 Habilitasyon ve Rehabilitasyon 1
Madde 28 Yeterli Yaşam Standardı ve Sosyal Korunma 1
Madde 30 Kültürel Yaşama, Dinlenme, Boş Zaman Aktiviteleri ve Spor Faaliyetlerine Katılım 1
Tablo incelendiğinde, Komite tarafından ihlal tespiti yapılan maddelerin özellikle ayrımcılık yasağını düzenleyen Madde 5 etrafında yoğunlaştığı görülmektedir. Bu durum, engelli bireylerin karşılaştığı hak ihlallerinin önemli bir kısmının doğrudan ayrımcı uygulamalar veya eşit muamele ilkesinin ihlali ile bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır. Bunun yanında erişilebilirliğe dair madde 9 ve işkence ile insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağına ilişkin madde 15’in de görece yüksek sayıda ihlal tespitine konu olması, hem fiziksel ve kamusal alanlara erişimdeki engellerin hem de insan onurunu zedeleyen muamelelerin engelli hakları bakımından ciddi sorun alanları olmaya devam ettiğini göstermektedir.
Öte yandan yasa önünde eşit tanınmaya dair madde 12 ile bağlantılı ihlallerin de dikkat çekici bir düzeyde olması, engelli bireylerin hukuki ehliyetlerinin tanınması ve bağımsız karar alma süreçlerine katılımı bakımından yapısal sorunların sürdüğüne işaret etmektedir. Buna ek olarak çalışma hakkına dair madde 27, sağlık hakkına dair madde 25, yeterli yaşam standardı ve sosyal korunmaya ilişkin madde 28 ile bağımsız yaşam ve topluma dahil olmaya dair madde 19 gibi sosyal hak alanlarına ilişkin ihlallerin de birden fazla dosyada tespit edilmiş olması, engelli bireylerin yalnızca eşitlik temelli değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik haklara erişim bakımından da güçlüklerle karşı karşıya kaldığını ortaya koymaktadır.
Adalete erişime ilişkin madde 13 ve rehabilitasyona dair madde 26 gibi maddelerde tespit edilen ihlaller ise, engelli bireylerin haklarını etkin biçimde kullanabilmeleri ve destek hizmetlerinden yararlanabilmeleri açısından mevcut sistemlerin yeterince kapsayıcı olmadığını göstermektedir. Genel olarak değerlendirildiğinde, kapanan dosyalarda tespit edilen ihlallerin özellikle eşitlik, erişilebilirlik, hukuki tanınma ve temel hizmetlere erişim ekseninde yoğunlaştığı söylenebilir.
Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi tarafından Ek İhtiyari Protokol kapsamında verilen bireysel başvuru kararlarının etkinliği, yalnızca ihlal tespiti yapılmasıyla değil, bu kararların taraf devletlerce ne ölçüde yerine getirildiğiyle değerlendirilmelidir. Komite, karar sonrasında yürüttüğü izleme (follow-up) prosedürü kapsamında alınan önlemler hakkında taraf devletten bilgi talep etmekte ve bu bilgileri belirli uyum kategorileri çerçevesinde sınıflandırmaktadır. Bu sınıflandırma; tam uyum (A), kısmi uyum (B), uyumsuzluk (C) ve yanıt verilmemesi (D) şeklindedir.
Komite’nin karara bağlamış olduğu kapalı dosyalar üzerinden yapılan inceleme, Komite kararlarının uygulanma düzeyine ilişkin dikkat çekici bir tablo ortaya koymaktadır. Tablo 2’ye göre dosyaların yalnızca %21,43’ü tam uyum kategorisinde değerlendirilmiştir. Dosyaların %28,57’si kısmi uyum; %39,29’u uyumsuzluk; %10,71’i ise ilgili devlet tarafından herhangi bir yanıt verilmemesi şeklinde sonuçlanmıştır. Başka bir ifadeyle, kararların yaklaşık yarısı ya hiç uygulanmamış ya da Komite tarafından yetersiz bulunmuştur. Kapanan dosyalarda bu kategorilere göre gözlenen dağılım Tablo 2’de gösterilmektedir.
Tablo 2 – Komite Tavsiyelerine Uyum Düzeyi (Kapanan Dosyalar)
Değerlendirme Açıklama Dosya Sayısı
A Tam uyum 6
B Kısmi uyum 8
C Uyumsuzluk 11
D Yanıt yok 3
Toplam 28
Tablo 2 incelendiğinde, kapanan dosyaların önemli bir bölümünde Komite tavsiyelerine tam uyum sağlanmadığı görülmektedir. Tam uyum kategorisinde yer alan dosyaların sayısı sınırlı kalırken, kısmi uyum ve özellikle uyumsuzluk kategorilerinin daha geniş bir yer tuttuğu dikkat çekmektedir. Bu durum, Komite tarafından verilen tavsiyelerin ulusal düzeyde uygulanmasının her zaman kolay gerçekleşmediğini göstermektedir. Bununla birlikte kısmi uyum kategorisindeki dosyaların varlığı, bazı durumlarda devletlerin Komite tavsiyelerini tamamen uygulamak yerine belirli yönleriyle hayata geçirmeyi tercih edebildiğine işaret etmektedir.
Kapanan dosyalar yalnızca genel uyum düzeyi bakımından değil, aynı zamanda ihlal tespiti yapılan hak alanları bakımından da incelenmiştir. Komite tarafından yayımlanan follow-up tablolarında ihlal edilen EHS maddelerine ilişkin sistematik bir sınıflandırma yer almaması nedeniyle, çalışmada her bir dosyada Komite tarafından ihlal edildiği tespit edilen maddeler belirlenmiş ve bu maddeler ile Komite’nin uyum değerlendirmeleri birlikte analiz edilmiştir. Bu sayede belirli hak alanlarında Komite tavsiyelerine uyum düzeyinin nasıl farklılaştığı ortaya konulmuştur. İhlal edilen EHS maddeleri ile uyum kategorileri arasındaki ilişki Tablo 3’te gösterilmektedir.
Tablo 3 – İhlal Edilen EHS Maddeleri ve Uyum Düzeyleri
EHS Maddesi Hak Alanı A B C D Toplam
Madde 5 Ayrımcılık ve Eşitlik 2 6 7 3 19
Madde 4 Genel Yükümlülükler 1 1 7 2 11
Madde 15 İşkence, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Maruz Kalmama 1 4 2 3 10
Madde 9 Erişilebilirlik 2 3 4 0 9
Madde 13 Adalete Erişim 1 4 3 0 8
Madde 12 Kanun Önünde Eşitlik 1 5 1 0 7
Madde 3 Genel Esaslar 1 1 3 0 5
Madde 14 Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği 1 3 1 0 5
Madde 17 Kişi Bütünlüğünün Korunması 1 0 1 3 5
Madde 29 Siyasal ve Toplumsal Yaşama Katılım 0 1 3 0 4
Madde 27 Çalışma 1 1 1 0 3
Madde 16 Sömürü, Şiddet veya İstismara Maruz Kalmama 0 0 1 2 3
Madde 21 Düşünce ve İfade Özgürlüğü ile Bilgiye Erişim 0 0 3 0 3
Madde 25 Sağlık 0 0 3 0 3
Madde 2 Tanımlar 0 0 2 0 2
Madde 8 Bilinçlendirme 0 0 0 2 2
Madde 23 Hane ve Aile Hayatına Saygı 1 1 0 0 2
Madde 30 Kültürel Yaşama, Dinlenme, Boş Zaman Aktiviteleri ve Spor Faaliyetlerine Katılım 0 1 1 0 2
Madde 28 Yeterli Yaşam Standardı ve Sosyal Korunma 0 1 0 0 1
Madde 19 Bağımsız Yaşayabilme ve Topluma Dahil Olma 0 1 0 0 1
Madde 26 Habilitasyon ve Rehabilitasyon 0 0 1 0 1
Madde 18 Seyahat Özgürlüğü ve Uyrukluk 0 0 1 0 1
Madde 6 Engelli Kadınlar 0 0 0 1 1
Madde 7 Engelli Çocuklar 0 0 0 1 1
Madde 24 Eğitim 0 0 0 1 1
Tablo 3 incelendiğinde, Komite tavsiyelerine uyum düzeyinin ihlal tespiti yapılan hak alanına göre farklılık gösterdiği görülmektedir. Özellikle eşitlik ve ayrımcılık yasağını düzenleyen madde 5 kapsamında ihlallerin büyük ölçüde “kısmi uyum” (B) ve “uyumsuzluk” (C) kategorilerinde yoğunlaştığı dikkat çekmektedir. Bu durum, engelli bireylere yönelik ayrımcılık sorunlarının çoğu zaman yapısal nitelik taşıdığını ve bu alanda Komite tavsiyelerinin uygulanmasının görece daha sınırlı kaldığını göstermektedir.
Benzer şekilde işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağını düzenleyen madde 15 kapsamında da “yanıt yok” (D) kategorisinin öne çıkması, bu alanda ciddi ve devam eden ihlal sorunlarına işaret etmektedir. Erişilebilirliği düzenleyen madde 9 bakımından ise uyum düzeyinin daha parçalı bir görünüm sergilediği; “tam uyum” (A), “kısmi uyum” (B), “uyumsuzluk” (C) kategorilerinde dosyaların bulunduğu görülmektedir. Bu durum, erişilebilirlik alanında bazı ilerlemeler kaydedilmekle birlikte, uygulamada önemli eksikliklerin devam ettiğini ortaya koymaktadır.
Yasa önünde eşit tanınmaya ilişkin madde 12 bakımından görece daha dengeli bir dağılım söz konusu iken, adalete erişime dair madde 13 ve rehabilitasyon madde 26 gibi alanlarda ihlallerin ağırlıklı olarak “uyumsuzluk” (C) kategorisinde toplanması, bu hak alanlarında kronik uygulama sorunlarının devam ettiğine işaret etmektedir. Benzer şekilde siyasal ve toplumsal yaşama katılıma dair madde 29 bakımından da uyumsuzluk düzeyinin öne çıktığı görülmektedir.
Öte yandan bazı hak alanlarında sınırlı sayıda da olsa “tam uyum” (A) örneklerinin bulunduğu görülmektedir. Özellikle, ayrımcılık ve eşitliği düzenleyen madde 5, erişilebilirliğe ilişkin madde 9, çalışma hakkını düzenleyen madde 27 ve yasa önünde eşit tanınmaya ilişkin madde 12 gibi maddelerde yer yer uyum sağlandığı tespit edilmiştir. Ancak bu örnekler genel tabloyu değiştirecek ölçüde yaygın değildir.
Genel olarak değerlendirildiğinde, Komite tavsiyelerine uyum düzeyinin yalnızca ihlal sayısına göre değil, ihlalin tespit edildiği hak alanına göre de önemli farklılıklar gösterdiği anlaşılmaktadır. Özellikle ayrımcılık yasağı, kötü muamele yasağı ve erişilebilirlik gibi alanlarda uyum düzeyinin düşük kalması, bu alanlarda daha kapsamlı ve uzun vadeli yapısal reformlara ihtiyaç bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Kapanan dosyalar ayrıca taraf devletler bakımından da incelenmiştir. Bu analiz, Komite önüne gelen başvuruların coğrafi dağılımını ve bazı devletlerin Komite içtihadı ile daha sık karşı karşıya gelip gelmediğini ortaya koymak açısından önem taşımaktadır. Kapanan dosyaların taraf devletlere göre dağılımı Tablo 4’de gösterilmektedir.
Tablo 4 – Kapanan Dosyaların Ülkelere Göre Dağılımı
Ülke Dosya Sayısı
Avustralya 9
İsveç 4
Macaristan 3
Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti 3
Avusturya 2
Danimarka 2
Almanya 1
İtalya 1
Litvanya 1
Suudi Arabistan 1
Arjantin 1
Tablo 4 incelendiğinde, kapanan dosyaların belirli ülkelerde yoğunlaştığı görülmektedir. Özellikle Avustralya hakkında yüksek sayıda başvuru bulunması, Komite içtihadının bu ülke bakımından daha fazla oluştuğunu göstermektedir. Avustralya’yı İsveç, Macaristan ve Tanzanya takip etmektedir.
Coğrafi dağılım dikkate alındığında, kapanan dosyaların ağırlıklı olarak Avrupa ve Avustralya kıtalarında yoğunlaştığı görülmektedir. Avrupa kıtasında özellikle İsveç, Macaristan, Avusturya, Danimarka, Almanya, Litvanya ve İtalya hakkında başvurular bulunması, bölge ülkelerinin Komite denetim mekanizması ile daha sık etkileşim içinde olduğunu göstermektedir. Avustralya kıtasında ise Avustralya’nın açık biçimde öne çıktığı görülmektedir.
Buna karşılık Afrika kıtasında Tanzanya hakkında birden fazla dosyanın bulunması dikkat çekici bir örnek oluşturmaktadır. Güney Amerika kıtasında Arjantin’in tekil başvurularla temsil edildiği görülmektedir. Asya kıtası Orta Doğu bölgesinde ise Suudi Arabistan hakkında sınırlı sayıda başvuru bulunmaktadır.
Bu tablo, Komite önüne taşınan uyuşmazlıkların tüm coğrafyalara eşit biçimde dağılmadığını; bazı bölgelerde uluslararası başvuru mekanizmalarının daha etkin kullanıldığını göstermektedir. Bununla birlikte söz konusu dağılım yalnızca ihlal yoğunluğu ile açıklanamaz. Uluslararası başvuru yollarının bilinirliği, sivil toplum örgütlerinin etkinliği ve bireylerin hukuki destek mekanizmalarına erişimi gibi faktörler de başvuru sayısını doğrudan etkileyebilmektedir. Bu nedenle ülke ve bölge dağılımı verileri, Komite içtihadının hangi hukuk sistemleri bakımından daha yoğun üretildiğini gösteren bağlamsal bir veri niteliğindedir.
III. KOMİTE ÖNÜNDEKİ GÜNCEL EĞİLİMLER: BEKLEYEN BAŞVURULARIN KONU DAĞILIMI
Komite önünde derdest bulunan başvuruların ülke dağılımı incelendiğinde, bireysel başvuru mekanizmasının bazı ülkelerde daha yoğun kullanıldığı görülmektedir. Bu durum, sözleşme organlarının denetim mekanizmalarına erişim ve başvuru farkındalığının ülkeden ülkeye farklılık gösterebildiğini ortaya koymaktadır. Bekleyen başvuruların ülke dağılımı Tablo 5’te gösterilmektedir.
Tablo 5 – Bekleyen Başvuruların Ülke Dağılımı
Ülke Dosya Sayısı
Arjantin 4
İsveç 4
Slovakya 3
Almanya 2
Letonya 2
Avustralya 2
Monako 1
Finlandiya 1
Meksika 1
Macaristan 1
Ekvador 1
Guatemala 1
Danimarka 1
Sırbistan 1
Fransa 1
Birleşik Krallık 1
Kanada 1
Kuzey Makedonya 1
İspanya 1
Bekleyen ve kapanan dosyaların ülke dağılımları birlikte değerlendirildiğinde, Komite denetim mekanizmasıyla etkileşim içinde olan bazı hukuk sistemlerinin süreklilik gösterdiği anlaşılmaktadır. Her iki kategoride de ortak olarak yer alan ülkeler, engelli haklarına ilişkin uyuşmazlıkların belirli hukuk sistemleri bakımından düzenli olarak uluslararası denetim süreçlerine taşındığını göstermektedir.
Bununla birlikte bekleyen başvurular, Komite gündeminin coğrafi kapsamının genişlediğine de işaret etmektedir. Özellikle Amerika kıtasından yeni ülkelerin bekleyen başvurular arasında yer alması, uluslararası başvuru mekanizmasının farklı hukuk sistemleri bakımından daha görünür hale geldiğini göstermektedir. Benzer şekilde Avrupa kıtasından da yeni ülkelerin Komite gündemine dahil olması, bölgesel temsilin çeşitlendiğine işaret etmektedir.
Ancak coğrafi dağılım incelendiğinde, temsil bakımından bazı önemli eksikliklerin devam ettiği görülmektedir. Özellikle Afrika kıtasından herhangi bir başvurunun bulunmaması, Komite denetim mekanizmasının bu bölge bakımından sınırlı düzeyde işletildiğine işaret etmektedir. Benzer şekilde Asya kıtasının ve Orta Doğu bölgesinin bekleyen başvurular arasında temsil edilmemesi, uluslararası başvuru mekanizmalarına erişim bakımından küresel ölçekte eşitsizliklerin devam ettiğini düşündürmektedir.
Bu tablo, Komite önüne taşınan uyuşmazlıkların coğrafi dağılımının statik olmadığını; aksine başvuru dinamiklerinin zaman içinde farklı hukuk sistemleri bakımından değişkenlik gösterebildiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla ülke ve kıta dağılımına ilişkin karşılaştırmalı veriler, uluslararası başvuru mekanizmasının küresel ölçekte dengeli bir temsil yapısına henüz ulaşamadığını ortaya koymaktadır.
Bekleyen başvurular, Komite gündeminde yer alan uyuşmazlıkların hangi hak alanlarında yoğunlaştığını göstermesi bakımından ayrıca incelenmiştir. Bu amaçla başvurularda ileri sürülen EHS maddeleri ayrı ayrı tespit edilmiş ve ilgili maddelerin kaç dosyada ihlal iddiasına konu edildiği belirlenmiştir. Böylece engelli hakları alanında uluslararası denetim gündeminin hangi alanlar etrafında şekillendiği ortaya konulmuştur. Bekleyen dosyalarda ileri sürülen EHS maddelerinin dağılımı Tablo 6’da gösterilmektedir.
Tablo 6 – Bekleyen Başvurularda İleri Sürülen EHS Maddeleri
EHS Maddesi Hak Alanı İhlal İddiası Sayısı
Madde 5 Ayrımcılık Yapılmaması ve Eşitlik 15
Madde 4 Genel Yükümlülükler 9
Madde 13 Adalete Erişim 9
Madde 12 Kanun Önünde Eşitlik 8
Madde 25 Sağlık 8
Madde 19 Bağımsız Yaşayabilme ve Topluma Dahil Olma 7
Madde 14 Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği 6
Madde 15 İşkence, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Maruz Kalmama 6
Madde 17 Kişi Bütünlüğünün Korunması 6
Madde 24 Eğitim 6
Madde 3 Genel Esaslar 5
Madde 9 Erişilebilirlik 5
Madde 23 Hane ve Aile Hayatına Saygı 5
Madde 16 Sömürü, Şiddet veya İstismara Maruz Kalmama 4
Madde 18 Seyahat Özgürlüğü ve Uyrukluk 4
Madde 28 Yeterli Yaşam Standardı ve Sosyal Korunma 4
Madde 26 Habilitasyon ve Rehabilitasyon 3
Madde 1 Amaç 2
Madde 6 Engelli Kadınlar 2
Madde 10 Yaşam Hakkı 2
Madde 21 Düşünce ve İfade Özgürlüğü ile Bilgiye Erişim 2
Madde 27 Çalışma ve İstihdam 2
Madde 2 Tanımlar 1
Madde 7 Engelli Çocuklar 1
Madde 11 Risk Durumları ve İnsani Acil Durumlar 1
Madde 20 Kişisel Hareketlilik 1
Madde 22 Özel Hayata Saygı 1
Madde 30 Kültürel Yaşama, Dinlenme, Boş Zaman Aktiviteleri ve Spor Faaliyetlerine Katılım 1
Tablo 6 incelendiğinde, bekleyen başvurularda ihlal iddialarının belirli hak alanlarında yoğunlaştığı görülmektedir. Özellikle ayrımcılık yasağını düzenleyen madde 5’in öne çıkması, engelli bireylerin karşılaştığı sorunların önemli ölçüde eşit muamele ilkesinin ihlaliyle bağlantılı olduğunu göstermektedir. Bunu genel yükümlülükleri düzenleyen madde 4 ile adalete erişimi düzenleyen madde 13 izlemekte; bu durum başvuruların yalnızca ayrımcılık temelli değil, aynı zamanda devletin yükümlülükleri ve yargısal koruma mekanizmalarına erişim bakımından da yoğunlaştığını ortaya koymaktadır.
Benzer şekilde kanun önünde eşitliği düzenleyen madde 12 ile sağlık hakkını düzenleyen madde 25’in de öne çıkması, engelli bireylerin hukuki tanınma ve temel hizmetlere erişim alanlarında önemli güçlüklerle karşılaştığını göstermektedir. Ayrıca bağımsız yaşam ve topluma dahil olma hakkını düzenleyen madde 19 ile kişi özgürlüğü ve güvenliğini düzenleyen madde 14, işkence ve kötü muamele yasağını düzenleyen madde 15, kişi bütünlüğünün korunmasını düzenleyen madde 17 ve eğitim hakkını düzenleyen madde 24 kapsamında ileri sürülen ihlaller, başvuruların yalnızca eşitlik ekseninde değil, aynı zamanda bireyin fiziksel ve sosyal varlığına ilişkin temel hak alanlarında da yoğunlaştığını ortaya koymaktadır.
Diğer yandan genel esasları düzenleyen madde 3, erişilebilirliği düzenleyen madde 9 ve aile yaşamına saygıyı düzenleyen madde 23 gibi maddelerin de başvurulara konu olması, Komite gündeminin farklı hak alanlarına yayıldığını göstermektedir. Bunun yanında sömürü, şiddet ve istismardan korunmayı düzenleyen madde 16, seyahat özgürlüğünü düzenleyen madde 18 ve yeterli yaşam standardı ve sosyal korunmayı düzenleyen madde 28 gibi maddeler de başvuruların çeşitliliğine işaret etmektedir.
Daha sınırlı sayıda başvuruya konu olmakla birlikte habilitasyon ve rehabilitasyonu düzenleyen madde 26 ile amaç maddesini içeren madde 1, engelli kadınları düzenleyen madde 6, yaşama hakkını düzenleyen madde 10, ifade özgürlüğü ve bilgiye erişimi düzenleyen madde 21 ve çalışma hakkını düzenleyen madde 27 gibi maddeler de Komite önüne taşınan uyuşmazlıkların geniş bir hak yelpazesine yayıldığını göstermektedir.
Genel olarak değerlendirildiğinde, bekleyen başvuruların özellikle ayrımcılık, hukuki tanınma, adalete erişim ve temel hizmetlere erişim ekseninde yoğunlaştığı; bununla birlikte ihlal iddialarının çok sayıda farklı hak alanına yayıldığı görülmektedir. Bu durum, engelli hakları alanındaki sorunların çok boyutlu bir nitelik taşıdığını ve Komite gündeminin hem süreklilik gösteren hem de çeşitlenen bir yapıya sahip olduğunu ortaya koymaktadır.
IV. KOMİTE İÇTİHATLARINDAN ÖRNEKLER
A. NYUSTI VE TAKÁCS / MACARİSTAN KARARI
Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi’nin 1/2010 sayılı ve 11 Mart 2010 başvuru tarihli kararına konu olay, görme engelli bireylerin özel bir banka (OTP) tarafından sunulan bankacılık hizmetlerine erişememesi nedeniyle devletin pozitif yükümlülüklerinin kapsamına ilişkindir. Başvurucular Szilvia Nyusti ve Péter Takács, bağımsız şekilde ATM kullanmalarını mümkün kılacak teknik donanımın bulunmaması nedeniyle bankacılık hizmetlerinden diğer bireylerle eşit koşullarda yararlanamadıklarını ileri sürmüştür. ATM cihazlarında Braille alfabesi, sesli yönlendirme ve işitsel destek sistemlerinin bulunmaması sebebiyle başvurucular, bankacılık işlemlerini ancak üçüncü kişilerin yardımıyla gerçekleştirebilmektedir. Buna rağmen diğer müşterilerle aynı ücretleri ödemeleri, başvuruculara göre engelliliğe dayalı ayrımcılık teşkil etmektedir.
Başvurucular öncelikle ilgili bankaya başvurarak ATM’lerin erişilebilir hale getirilmesini talep etmiş; ancak talepleri reddedilmiştir. Bunun üzerine iç hukuk yollarına başvuran başvurucular, bankanın eşit muamele yükümlülüğünü ihlal ettiğini ileri sürerek dava açmıştır. İlk derece mahkemesi, görme engelli bireylerin ATM hizmetlerinden eşit biçimde yararlanamamasını ayrımcılık olarak değerlendirmiş ve bankanın belirli sayıda ATM’yi erişilebilir hale getirmesine hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca başvurucular lehine tazminata karar vermiştir.
Başvurucular kararı yetersiz bularak tüm ATM’lerin erişilebilir olması ve tazminatın artırılması talepleriyle kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucular; seyahat özgürlüğüne sahip olduklarını, sadece belirli şehirlerde ATM erişiminin yeterli olmadığını, ayrımcılığın tamamen ortadan kaldırılması gerektiğini, maliyetlerin bankanın gelirine oranla çok düşük olduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme başvuruyu reddetmiştir. Kararda; Engelliler Kanunu’nun doğrudan somut olaya uygulanamayacağı, bunun bankacılık hizmeti olduğu, Kanunun devlete yükümlülük getirdiği, özel bankaya doğrudan uygulanamayacağı belirtilmiştir. Mahkeme ayrıca; olayın doğrudan değil dolaylı ayrımcılık oluşturduğunu, engellilerin başkalarından yardım almasının insan onurunu zedelemediğini, Bankanın sözleşme özgürlüğüne sahip olduğunu, Mahkemelerin sözleşme içeriğine müdahale edemeyeceğini ifade etmiştir. Başvurucular bu karara karşı olağanüstü kanun yoluna başvurmuştur. Yüksek Mahkeme, başvuruyu reddetmiştir. Her ne kadar Mahkemece ATM’lerin görme engellileri dezavantajlı duruma düşürdüğü kabul edilmiş olsa da özel bir kurum olan bankanın eşit muamele yükümlülüğünden muaf olduğu belirtilmiştir. Mahkeme ayrıca; tarafların sözleşme içeriğini serbestçe belirleyebileceğini, başvurucuların sözleşmeyi imzalayarak sınırlı kullanım şartlarını kabul ettiğini, bu nedenle dezavantajlı durumu zımnen kabul ettiklerini ifade etmiştir.
Başvurucular; tüm iç hukuk yollarını tükettiklerini, konunun başka bir uluslararası merci önünde incelenmediğini, ihlallerin Ek İhtiyari Protokol yürürlüğe girdikten sonra da devam ettiğini belirterek BM Engelli Hakları Komitesi’ne başvurmuştur.
Komite, başvurucuların OTP’ye yaptıkları ilk başvuruda makul düzenleme yapılmamasını ileri sürdüklerini belirtmiştir. Yani başvurucular, evlerine yakın bazı ATM’lerin ihtiyaçlarına uygun hale getirilmesini talep etmiştir. Ancak Komite’ye yapılan başvuruda ve iç hukuk yollarındaki davalarda başvurucular “OTP’nin işlettiği tüm ATM ağının görme engelliler için erişilebilir hale getirilmesi” şeklinde daha geniş bir talepte bulunmuşlardır. Komite, başvurucuların başvuruyu bu geniş kapsamda sunduğunu dikkate alarak, olayın Sözleşme’nin Madde 9 (erişilebilirlik) kapsamında incelenmesi gerektiğine karar vermiştir. Bu nedenle ayrıca Madde 5 (ayrımcılık yapılmaması ve eşitlik) kapsamındaki yükümlülüklerin incelenmesine gerek görmemiştir.
Komite, Devletin Yüksek Mahkeme kararını doğru bulduğunu ve tamamen benimsediğini not etmiştir. Bu durum, Komite’ye göre Devletin “Mevcut hukuk sisteminde erişilebilirlik yükümlülüğü özel kuruluşlara (örneğin bankalara) uygulanmaz ve sözleşme ilişkilerini etkilemez” şeklindeki görüşü benimsediğini göstermektedir.
Komite, Sözleşme’nin 4/1(e) maddesine atıf yapmıştır. Buna göre taraf devletler; herhangi bir kişi, kurum veya özel kuruluş tarafından engelliliğe dayalı ayrımcılığı ortadan kaldırmak için gerekli tüm önlemleri almakla yükümlüdür. Sözleşme’nin 9. maddesine göre devletler; engellilerin bilgiye, iletişime ve elektronik hizmetlere eşit erişimini sağlamalı, erişilebilirliğin önündeki engelleri kaldırmalı, kamuya sunulan hizmetler için asgari erişilebilirlik standartları oluşturmalı, kamuya hizmet sunan özel kuruluşların da erişilebilirliği sağlamasını güvence altına almalıdır.
Komite, Devletin ATM’lerin erişilebilirliğinin önemli bir sorun olduğunu kabul ettiğini belirtmiştir. Devlet; tüm engelliler için ATM ve bankacılık hizmetlerinin erişilebilir hale getirilmesi, bunun maliyetler nedeniyle kademeli olarak gerçekleştirilmesi, bu yükümlülüğün sadece OTP’ye değil tüm finans kuruluşlarına uygulanması şeklinde üç hedef belirlemiştir. Ayrıca Bakanlık yetkilileri OTP’ye yeni ATM’lerde erişilebilirliğe öncelik verilmesini önermiş, OTP dört yıl içinde tüm ATM’leri gönüllü olarak dönüştürme sözü vermiş, Mali Denetim Kurumu erişilebilirlik için tavsiye kararı yayımlamıştır.
Komite, Devlet tarafından alınan önlemleri olumlu bulmakla birlikte, bu önlemlerin başvurucuların ATM hizmetlerine fiilen erişimini sağlamadığını tespit etmiştir. Bu nedenle Komite, Devletin Sözleşme’nin Madde 9/2(b) hükmü kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmediğine ve söz konusu hükmün ihlaline karar vermiştir.
Komite; Devletin başvurucuların OTP bankasının ATM hizmetlerine erişimini sağlaması, iç hukuk ve Komite başvurusu sürecindeki yargılama giderleri için uygun tazminat ödemesi gerektiğine karar vermiştir. Ayrıca benzer ihlallerin önlenmesi için, Devletin; özel finans kuruluşlarının sunduğu bankacılık hizmetleri için asgari erişilebilirlik standartları belirlemesi, bağlayıcı, somut, süreye bağlı denetim ölçütleri oluşturması, yeni ATM’lerin tamamının erişilebilir olması, hâkim ve yargı görevlilerine Sözleşme ve Ek Protokol hakkında düzenli eğitim vermesi, mevzuat ve mahkeme uygulamalarını engellilerin haklarını zayıflatmayacak şekilde Sözleşme ile uyumlu hale getirmesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca Devlet’in Komite kararından itibaren 6 ay içinde alınan önlemleri içeren yazılı raporu Komite’ye sunması, kararı resmi dile çevirmesi ve erişilebilir formatlarda yayımlayarak toplumun tüm kesimlerine duyurması gerektiği vurgulanmıştır.
B. H.M. / İSVEÇ KARARI
Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi’nin 3/2011 sayılı ve 6 Aralık 2010 başvuru tarihli kararına konu olay, ağır fiziksel engelli bir bireyin sağlık ve rehabilitasyon ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için gerekli bir düzenlemeye izin verilmemesi nedeniyle devletin makul düzenleme sağlama ve ayrımcılığı önleme yükümlülüklerinin kapsamına ilişkindir. Başvurucu H.M., nadir görülen ve ciddi hareket kısıtlılığına yol açan Ehlers-Danlos sendromu nedeniyle uzun süre yürüyememiş ve zamanla tamamen yatağa bağımlı hale gelmiştir. Tıbbi raporlara göre başvurucunun sağlık durumunun kötüleşmesini önleyebilecek ve yaşam kalitesini artırabilecek tek rehabilitasyon yöntemi hidroterapi olup, sağlık durumu nedeniyle hastane veya rehabilitasyon merkezlerine gitmesi mümkün değildir. Bu nedenle başvurucu, kendi evinde kullanılmak üzere hidroterapi havuzu yapılabilmesi için konutuna ek yapı inşa etmek amacıyla yapı izni talebinde bulunmuştur.
Başvurucu, evine yaklaşık 63 metrekarelik bir ek yapı yapılabilmesi için imar izni talep etmiş; ancak izin talep edilen alanın önemli bir bölümünün imar planında yapılaşmaya kapalı alan olarak belirlenmiş olması nedeniyle talebi Yerel Konut Komitesi tarafından reddedilmiştir. Başvurucu bu karara karşı idari yargı yoluna başvurmuştur. İlk derece idare mahkemesi, başvurucunun sağlık durumunu ve hidroterapinin yaşam kalitesi açısından taşıdığı önemi dikkate alarak başvurucunun menfaatinin imar planının korunmasına ilişkin kamusal menfaatten daha ağır bastığı sonucuna varmış ve Yerel Konut Komitesi tarafından belirtilen gerekçelerin, yapı izninin reddedilmesi için bir neden teşkil etmeyeceğine karar vermiştir. Ancak belediye, bu karara karşı kanun yoluna başvurmuş ve üst mahkeme, talep edilen yapının imar planına açıkça aykırı olduğu gerekçesiyle yapı izni verilmemesine karar vermiştir. Başvurucunun temyiz talebi ise Yüksek İdare Mahkemesi tarafından reddedilmiş ve böylece iç hukuk yolları tüketilmiştir.
Başvurucu, iç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından Engelli Hakları Sözleşmesi kapsamındaki çeşitli haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Komite’ye başvurmuştur. Başvurucuya göre devlet makamları, engelliliğine bağlı özel ihtiyaçlarını dikkate almaksızın imar planı hükümlerini katı biçimde uygulamış ve böylece rehabilitasyon ile sağlık hizmetlerine erişim hakkını fiilen ortadan kaldırmıştır. Başvurucu ayrıca evinde hidroterapi havuzu bulunmaması halinde ilerleyen süreçte bir sağlık kurumuna yerleştirilmek zorunda kalabileceğini ileri sürmüştür.
Komite incelemesinde öncelikle engelliliğe dayalı ayrımcılık kavramının yalnızca doğrudan ayrımcı uygulamaları değil, görünüşte tarafsız olan ancak engelli bireylerin özel durumları dikkate alınmadan uygulandığında ayrımcı sonuçlar doğuran düzenlemeleri de kapsadığını vurgulamıştır. Komite ayrıca Sözleşme’nin 2. maddesi uyarınca Devlet’in makul düzenleme yapmayı reddetmesinin de ayrımcılık teşkil ettiğini hatırlatmıştır. Somut olayda başvurucunun sağlık durumunun kritik olduğu ve hidroterapinin başvurucunun sağlık ihtiyaçlarını karşılayabilecek tek etkili rehabilitasyon yöntemi olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle başvurucunun ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için imar planından sapmaya izin verilmesinin makul bir düzenleme olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Komite ayrıca taraf devletin, söz konusu sapmanın kendisi açısından orantısız veya aşırı bir yük oluşturacağını ortaya koyamadığını belirtmiştir.
Komite, iç hukuk makamlarının başvurucunun bireysel durumunu ve engelliliğine bağlı ihtiyaçlarını yeterince dikkate almadığını ve imar planına ilişkin kuralları katı biçimde uyguladığını tespit etmiştir. Bu nedenle yapı izni verilmemesine ilişkin kararların orantısız olduğu ve ayrımcı bir etki doğurduğu sonucuna ulaşılmıştır. Komiteye göre bu durum, başvurucunun engelli bir birey olarak ihtiyaç duyduğu sağlık hizmetlerine ve rehabilitasyona erişimini olumsuz etkilemiştir. Bu kapsamda Komite, başvurucunun Sözleşme’nin 5(1) ve 5(3) maddelerinde düzenlenen eşitlik ve ayrımcılık yasağı ile 25. maddede düzenlenen sağlık hakkının ihlal edildiğine, ayrıca devletin 26. madde kapsamında rehabilitasyona ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediğine karar vermiştir. Komite ayrıca söz konusu ihlallerin, Sözleşme’nin 3(b), 3(d) ve 3(e) maddelerinde yer alan genel ilkeler ile 4(1)(d) maddesinde düzenlenen devlet yükümlülükleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Yine, başvurucunun evinde hidroterapi havuzu bulunmaması halinde bir sağlık kurumuna yerleştirilmek zorunda kalabileceğine ilişkin iddiasını da değerlendirmiş ve bu durumun başvurucunun toplum içinde bağımsız bir yaşam sürdürebilmesini olumsuz etkilediğini belirtmiştir. Bu nedenle Komite, devletin Sözleşme’nin 19(b) maddesinde düzenlenen engelli bireylerin toplum içinde bağımsız yaşama ve topluma katılma hakkını da ihlal ettiği sonucuna varmıştır.
Komite sonuç olarak taraf devletin Sözleşme’den doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği kanaatine varmış ve başvurucunun yapı izni talebinin Komite’nin görüşleri dikkate alınarak yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca başvurucunun başvuru sürecinde katlandığı masraflar için uygun bir tazminat ödenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Komite, benzer ihlallerin tekrarını önlemek amacıyla taraf devletin mevzuatını ve yargı uygulamalarını engelli bireylerin haklarının etkin biçimde korunmasını sağlayacak şekilde uygulaması gerektiğini de vurgulamıştır. Taraf devletin ayrıca Komite kararından itibaren altı ay içinde alınan önlemleri içeren bir raporu Komite’ye sunması, kararın resmi dile çevrilmesi ve erişilebilir formatlarda yayımlanarak kamuoyuna duyurulması gerektiği belirtilmiştir.
C. GRÖNİNGER / ALMANYA KARARI
Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi’nin 2/2010 sayılı ve 25 Haziran 2010 başvuru tarihli kararına konu olay, engelli bir bireyin işgücü piyasasına dahil edilmesine yönelik devletin yükümlülükleri, ayrımcılık yasağı ve makul düzenleme ilkeleri kapsamında değerlendirilmiştir. Başvurucu Liliane Gröninger, başvuruyu oğlu Thomas Gröninger adına yapmıştır. Başvurucunun oğlu, engelli bir birey olup uzun süredir iş bulma sürecinde çeşitli güçlüklerle karşılaşmıştır. Başvurucuya göre, oğlunun işgücü piyasasına dahil edilmesi için gerekli destekler sağlanmamış, iş bulma kurumlarının uygulamaları ve sosyal mevzuat hükümleri nedeniyle fiilen istihdama erişimi engellenmiştir.
Başvurucu, oğlunun iş bulma kurumlarıyla uzun yıllar süren ilişkisi boyunca mesleki eğitim, işe yerleştirme hizmetleri ve iş deneyimi kazanma imkanlarından etkin şekilde yararlanamadığını ileri sürmüştür. Ayrıca işverenlerin, engelli bireyin istihdamı için gerekli olan “entegrasyon sübvansiyonu”ndan yararlanamaması veya bu sürecin belirsizliği nedeniyle başvurucunun oğlunu işe almaktan kaçındıkları iddia edilmiştir. Başvurucu, bu durumun yalnızca bireysel bir sorun olmadığını, sosyal mevzuatın yapısal olarak engelli bireylerin işgücü piyasasına katılımını zorlaştırdığını savunmuştur.
Taraf devlet ise, başvurucunun oğluna çeşitli destek mekanizmalarının sunulduğunu, ancak kendisinin bazı süreçlerde işbirliği göstermediğini ve mevcut iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmüştür. Devlet ayrıca entegrasyon sübvansiyonu sisteminin engelli bireylerin istihdamını teşvik etmeyi amaçladığını ve ayrımcı bir düzenleme içermediğini savunmuştur.
Komite incelemesinde, engelliliğe dayalı ayrımcılığın yalnızca açık ayrımcı işlemlerle sınırlı olmadığını, görünüşte tarafsız olan ancak uygulamada engelli bireyler bakımından dezavantaj yaratan sistemlerin de ayrımcılık teşkil edebileceğini vurgulamıştır. Somut olayda, entegrasyon sübvansiyonu sisteminin işveren başvurusuna bağlı olması, sürecin belirsizliği ve engelli bireyin sürece doğrudan katılamaması nedeniyle sistemin etkisiz kaldığı tespit edilmiştir. Komiteye göre bu yapı, engelli bireylerin istihdamını teşvik etmek yerine zorlaştırmakta ve dolaylı ayrımcılığa yol açmaktadır.
Komite ayrıca taraf devletin, başvurucunun oğlunun işgücü piyasasına dahil edilmesi için mevcut destek araçlarını etkin şekilde kullanmadığını ve sağlanan desteklerin sınırlı kaldığını değerlendirmiştir. Başvurucunun oğluna yönelik uygulamaların, Sözleşme kapsamında öngörülen aktif istihdam politikaları ve destek mekanizmaları bakımından yetersiz olduğu sonucuna varılmıştır.
Bu kapsamda Komite, başvurucunun oğlunun Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 27. maddesinde düzenlenen çalışma ve istihdam hakkı ile bağlantılı olarak 3. maddede yer alan genel ilkeler, 4. maddede düzenlenen devletin genel yükümlülükleri ve 5. maddede yer alan eşitlik ve ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine karar vermiştir. Komite, özellikle istihdama erişimi kolaylaştırmaya yönelik mekanizmaların etkisiz uygulanmasının devletin pozitif yükümlülüklerine aykırı olduğunu belirtmiştir.
Komite sonuç olarak taraf devletin Sözleşme’den doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği kanaatine varmış ve başvurucunun oğlunun durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Ayrıca başvurucunun uğradığı zararlar bakımından uygun bir tazminat ödenmesi gerektiği belirtilmiştir. Komite, benzer ihlallerin önlenmesi amacıyla taraf devletin özellikle entegrasyon sübvansiyonu sistemini gözden geçirmesi ve engelli bireylerin işgücü piyasasına etkin katılımını sağlayacak şekilde mevzuat ve uygulamalarını uyumlu hale getirmesi gerektiğini vurgulamıştır. Taraf devletin ayrıca Komite kararını yayımlaması, erişilebilir formatlarda kamuoyuna sunması ve altı ay içinde alınan önlemleri içeren bir raporu Komite’ye sunması gerektiği ifade edilmiştir.
Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi’nin engelliliğe dayalı ayrımcılık ve devletin pozitif yükümlülüklerine ilişkin yaklaşımının belirli ortak ilkeler etrafında şekillendiği görülmektedir. Öncelikle Komite, ayrımcılığı yalnızca açık ve doğrudan farklı muamele ile sınırlı görmemekte; görünüşte tarafsız düzenlemelerin engelli bireylerin özel ihtiyaçları dikkate alınmaksızın uygulanması halinde de ayrımcı sonuçlar doğurabileceğini kabul etmektedir. Bu kapsamda hem erişilebilirliğin sağlanmaması (Nyusti ve Takács), hem bireysel ihtiyaçlara uygun makul düzenlemenin yapılmaması (H.M.), hem de istihdama erişimi kolaylaştırmaya yönelik mekanizmaların etkisiz uygulanması (Gröninger) Komite tarafından ayrımcılık kapsamında değerlendirilmiştir. Komite ayrıca devletlerin yalnızca kamu makamları bakımından değil, kamuya açık hizmet sunan özel kişiler ve kuruluşlar bakımından da engelli bireylerin haklarının etkin kullanımını sağlamak üzere düzenleyici ve denetleyici yükümlülüklere sahip olduğunu vurgulamaktadır. Bu çerçevede Komite içtihadı, engelli bireylerin haklarının korunması bakımından devletlere pasif değil, aktif ve sonuç doğurmaya yönelik önlemler alma yükümlülüğü yükleyen bir yaklaşım ortaya koymaktadır.
V. TÜRKİYE RAPORU ve KOMİTE’NİN NİHAİ GÖZLEMLERİ
Türkiye, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi’ne sunduğu ülke raporunda , engelli bireylerin haklarının korunmasına yönelik ulusal mevzuat, kurumsal yapı ve politika belgelerini kapsamlı biçimde ortaya koymuştur. Raporda özellikle 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun, erişilebilirlik yükümlülükleri, sosyal hizmetler sistemi, eğitim ve istihdam politikaları ile kamu kurumlarının koordinasyonuna ilişkin düzenlemelere geniş yer verilmiştir. Ayrıca veri toplama süreçlerinin geliştirilmesi, engelli bireylere yönelik farkındalık faaliyetleri, erişilebilirlik strateji belgeleri ve eylem planları gibi alanlarda önemli ilerlemeler kaydedildiği ifade edilmiştir.
Raporun hazırlanma sürecinde kamu kurumları ile sivil toplum kuruluşları arasında işbirliği yapılması, taslak metnin kamuoyuna açılması ve farklı engel gruplarını temsil eden kuruluşların görüşlerinin alınması, katılımcı bir yaklaşımın benimsendiğini göstermektedir. Bununla birlikte, raporda da açıkça ifade edildiği üzere, engelli haklarının hukuki düzeyde büyük ölçüde güvence altına alınmış olmasına rağmen, uygulama aşamasında önemli eksiklikler bulunduğu kabul edilmektedir. Özellikle erişilebilirlik, eğitim, istihdam ve toplumsal katılım alanlarında mevzuat ile uygulama arasındaki uyumsuzluk dikkat çekmektedir.
Komite tarafından yayımlanan nihai gözlemler , Türkiye’nin sunduğu bu çerçeveyi büyük ölçüde teyit etmekle birlikte, esas olarak uygulamaya ilişkin sorunlara odaklanmaktadır. Komite, Türkiye’de engelli bireylerin haklarının korunmasına yönelik hukuki altyapının gelişmiş olduğunu kabul etmekle birlikte, bu düzenlemelerin etkili biçimde uygulanmadığını ve engelli bireylerin günlük yaşamda halen ciddi engellerle karşılaştığını vurgulamıştır.
Bu kapsamda Komite’nin eleştirileri birkaç temel noktada toplanmaktadır. İlk olarak, erişilebilirlik alanında öngörülen yasal yükümlülüklere rağmen kamu binaları, ulaşım sistemleri ve kamusal hizmetlerin önemli bir kısmının halen erişilebilir olmadığı belirtilmiştir. Komite, erişilebilirliğin yalnızca teknik bir mesele değil, temel bir insan hakkı olduğunu vurgulayarak, bu alanda daha etkili denetim ve yaptırım mekanizmalarının oluşturulması gerektiğini ifade etmiştir.
İkinci olarak, ayrımcılıkla mücadele alanında mevcut düzenlemelerin yetersiz olduğu ve özellikle “engelliliğe dayalı ayrımcılık” ile “makul düzenleme” kavramlarının uygulamada yeterince karşılık bulmadığı belirtilmiştir. Komite, engelli bireylerin eğitim, istihdam, sağlık ve adalete erişim gibi temel alanlarda fiilen dezavantajlı konumda kaldığını ve mevcut mekanizmaların bu durumu gidermekte yetersiz olduğunu değerlendirmiştir.
Üçüncü olarak, hukuki ehliyet ve vesayet sistemine ilişkin ciddi eleştiriler yöneltilmiştir. Komite, Türkiye’de halen yaygın şekilde uygulanan vesayet sisteminin, engelli bireylerin kendi hayatlarına ilişkin kararları alma haklarını sınırladığını ve bu durumun sözleşmenin öngördüğü “destekli karar alma” modeline aykırı olduğunu belirtmiştir.
Bunlara ek olarak Komite, engelli bireylerin bağımsız yaşamlarını destekleyen hizmetlerin yetersizliği, kurumsal bakım modellerinin devam etmesi, kapsayıcı eğitim sisteminin tam olarak hayata geçirilememesi ve istihdama katılım oranlarının düşüklüğü gibi hususlara da dikkat çekmiştir. Ayrıca engelli kadınlar ve çocuklar bakımından çoklu ayrımcılık riskine işaret edilerek bu gruplara yönelik özel önlemlerin güçlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Genel olarak değerlendirildiğinde, Türkiye’nin Komite’ye sunduğu rapor ile Komite’nin nihai gözlemleri arasında belirgin bir yaklaşım farkı bulunmaktadır. Türkiye raporu daha çok normatif düzenlemeler ve kurumsal yapı üzerine odaklanırken, Komite gözlemleri uygulamadaki eksiklikler ve hakların fiili kullanımı üzerine yoğunlaşmaktadır. Bu durum, engelli hakları alanında yalnızca mevzuatın varlığının yeterli olmadığını, bu hakların günlük yaşamda etkili biçimde kullanılabilmesinin esas olduğunu göstermektedir.
VI. KOMİTE İÇTİHADI VE TÜRKİYE'YE YÖNELİK NİHAİ GÖZLEMLERİN ULUSAL MEKANİZMALARA YANSIMASI
A. ANAYASA MAHKEMESİ İÇTİHADINA YANSIYAN DURUMLAR
Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi, Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme kapsamında taraf devletlerin yükümlülüklerini denetlerken, engelli bireylerin haklarının yalnızca hukuki düzeyde tanınmasını değil, bu hakların fiilen ve eşit biçimde kullanılabilmesini esas alan bir yaklaşım benimsemektedir. Bu çerçevede Komite, özellikle erişilebilirlik, ayrımcılıkla mücadele, makul düzenleme, bağımsız yaşam ve destekli karar alma gibi alanlarda devletlerin yapısal yükümlülüklerini değerlendirmektedir.
Türkiye bakımından ise engelli haklarına ilişkin ihlallerin anayasal düzeyde denetimi, Anayasa Mahkemesi tarafından bireysel başvuru mekanizması kapsamında gerçekleştirilmektedir. Mahkeme, başvuru yolları tüketildikten sonra önüne gelen uyuşmazlıklarda yalnızca Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında güvence altına alınan hakların ihlal edilip edilmediğini incelemekte ve değerlendirmesini somut olayla sınırlı olarak yapmaktadır. Bu nedenle Komite’nin ele aldığı yapısal sorunların, Anayasa Mahkemesi içtihadına doğrudan ve kapsamlı biçimde yansıması sınırlı kalmaktadır.
1. Ayrımcılık Yasağı ve Makul Düzenleme Yaklaşımı
Konu özelindeki bireysel başvuru kararları incelendiğinde, Komite’nin benimsediği bazı temel ilkelerin ulusal yargı kararlarına dolaylı ve parçalı biçimde yansıdığı görülmektedir. Nitekim Mahkeme, ayrımcılık yasağı bağlamında verdiği kararlarda engelli bireylerin diğer bireylerle eşit koşullarda haklardan yararlanabilmesi için özel ihtiyaçlarının dikkate alınması gerektiğini ve engellilik temelinde farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanması zorunluluğunu vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, özellikle görme engelli bir başvurucunun banka şubesinde kredi kullanamaması ve alternatif yöntemler sunulmaması nedeniyle ayrımcılığa uğradığı kabul edilen Sevda Yılmaz Başvurusu kararında açıkça ortaya konulmuştur. Mahkeme bu kararda, başvurucunun engelliliğine bağlı ihtiyaçlarının dikkate alınmamasını ve alternatif çözümlerin etkin şekilde sunulmamasını nesnel ve makul bir temele dayanmayan farklı muamele olarak değerlendirmiştir. AYM aynı zamanda 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’da yer alan eşitlik, erişilebilirlik ve makul düzenleme ilkelerine atıf yapmış, ayrıca Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi kapsamında devletin engelli bireylerin haklardan eşit şekilde yararlanmasını sağlama yönündeki pozitif yükümlülüklerini vurgulamıştır. Bu yönüyle karar, Komite’nin makul düzenleme ve fiili eşitlik anlayışıyla örtüşen açık bir normatif yaklaşım ortaya koymaktadır.
2. Kırılgan Gruplar ve Artırılmış Pozitif Yükümlülük
AYM; yaşam hakkı, eğitim hakkı ve aile hayatına saygı hakkına ilişkin kararlarında engelli bireyleri “özel korunmaya muhtaç” bir grup olarak ele almakta ve kamu makamlarının bu kişiler bakımından artırılmış özen yükümlülüğü bulunduğunu kabul etmektedir. Nitekim Gürkan Kaçar ve diğerleri kararında zihinsel engelli bir çocuğun tehlikeli bir alana girmesi sonucu ağır şekilde yaralanmasına rağmen gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması nedeniyle devletin yaşamı koruma yükümlülüğünü ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Benzer şekilde Ersan Özgümüş kararında, otizmli bir çocuğun uzun süre planlanan eğitimden mahrum kalmasına rağmen bu durumun etkilerinin mahkemelerce yeterince değerlendirilmemesi nedeniyle eğitim hakkının ihlal edildiği tespit edilmiştir. Ahmet Gülen kararında ise down sendromlu çocukla daha sık görüşme talebinin, çocuğun özel durumu dikkate alınmaksızın reddedilmesi aile hayatına saygı hakkı bakımından ölçüsüz bulunmuştur. Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, Mahkemenin engelli bireylerin durumunu soyut normlar üzerinden değil, somut kırılganlık halleri çerçevesinde değerlendirdiği görülmektedir.
3. Hakların Etkin Kullanımı ve Yorum Yükümlülüğü
Mahkeme, bazı kararlarında kamu makamlarının mevzuatı katı ve dar yorumlamak yerine engelli bireylerin somut durumlarını gözeterek hareket etmesi gerektiğini ortaya koymakta; böylece hakların yalnızca teorik olarak değil, fiilen kullanılabilir olması gerektiğine işaret etmektedir. Özellikle Ersan Özgümüş kararında, başvurucunun iddialarının esasına girilmeden reddedilmesi ve çocuğun eğitim ihtiyacının somut etkilerinin değerlendirilmemesi, hakların etkili biçimde korunmaması olarak değerlendirilmiştir. Bu yaklaşım da Komite’nin hakların etkin kullanımı vurgusuyla uyumlu bir görünüm arz etmektedir.
4. Sınırlı ve Parçalı Yansıma: Yapısal Sorunlar Bağlamında Değerlendirme
Komite tespitlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihadında henüz açık ve sistematik ilkelere dönüşmediğini söylemek gerekir. Komite tarafından merkezi öneme sahip kabul edilen erişilebilirlik, makul düzenleme veya bağımsız yaşam gibi kavramlar, AYM kararlarında çoğunlukla doğrudan ve genel ilkeler şeklinde ele alınmamakta; daha çok somut olayın çözümü bağlamında dolaylı biçimde değerlendirilmektedir. Bu nedenle Komite’nin Türkiye’ye yönelik nihai gözlemlerinde ortaya koyduğu yapısal sorunların, bu yönüyle ulusal yargı içtihadına sınırlı ve parçalı biçimde yansıdığı söylenebilir.
Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi içtihadı Komite standartlarının tamamen dışında değil; aksine bu standartlara doğru bir yönelim içermekle birlikte, bu yönelimin bireysel başvuru mekanizmasının doğası gereği somut olayla sınırlı ve parçalı kaldığı görülmektedir. Bu durum, engelli haklarına ilişkin uluslararası standartların ulusal yargı pratiğine daha sistematik biçimde yansıtılması gerekliliğini ortaya koymaktadır.
B. TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU (TİHEK) KARARLARINDA ENGELLİLİK TEMELİNDE AYRIMCILIK
1. TİHEK’in Kurumsal Yapısı ve Yetkisi
TİHEK, 6701 sayılı Kanun kapsamında kurulmuş olup, ayrımcılık yasağının ihlali iddialarını inceleyen idari bir başvuru mekanizmasıdır. Engellilik temelinde ayrımcılık da bu kapsamda açıkça yasaklanmış ve Kuruma başvuru konusu yapılmıştır. Kanun ve İlgili Yönetmelik kapsamında gerçek ve tüzel kişiler, ihlalin öğrenilmesinden itibaren belirli süreler içinde kural olarak ihlali gerçekleştirdiği ileri sürülen merciye yapılan başvurudan sonuç alınamaması halinde Kuruma başvurabilmekte; Kurum başvuru üzerine veya resen inceleme yaparak ihlal tespitinde bulunabilmekte ve idari para cezası dahil yaptırımlar uygulayabilmektedir. Kurul, Kurum’un karar organıdır. Bu yönüyle TİHEK, ayrımcılıkla mücadelede erişilebilir ve tamamlayıcı bir başvuru yolu sunmaktadır.
TİHEK tarafından engellilik temelinde ayrımcılığa ilişkin verilen kararlar incelendiğinde, özellikle son dönemde Kurumun ihlal tespiti yapma ve buna bağlı olarak idari para cezası yaptırımı uygulama eğiliminin belirgin şekilde arttığı görülmektedir. Bu kararlar, engelli bireylerin karşılaştığı ayrımcılığın farklı alanlara yayıldığını ortaya koymakta ve ayrımcılığın yalnızca tekil olaylardan ibaret olmadığını, yapısal bir nitelik taşıdığını göstermektedir.
2. TİHEK Kararlarının Tematik Analizi
Kurum kararları tematik olarak incelendiğinde, ihlal tespitlerinin öncelikle erişilebilirlik alanında yoğunlaştığı görülmektedir. Nitekim belediyelerin sorumluluğunda bulunan kamusal alanlarda gerekli düzenlemelerin yapılmaması, Kurum tarafından ayrımcılık yasağının ihlali olarak değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, görme engelliler için hissedilebilir yüzeylerin bulunmaması fiziksel çevrenin erişilebilir olmaması nedeniyle bireylerin güvenli hareket edememesi yine yaya geçinin erişilebilirlik standartlarına uygun olmaması ve erişilebilirliğin sağlanmamasının doğrudan ayrımcılık teşkil ettiğini ortaya koymaktadır . Bu yaklaşım, erişilebilirliğin teknik bir mesele olmanın ötesinde, temel haklara erişimin ön koşulu olarak değerlendirildiğini göstermektedir.
Bunun yanında, son dönemde dijital erişilebilirlik ve bilgiye erişim de ihlal kararlarının önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Özellikle görme engelli bireylerin dijital platformlara eşit şekilde erişememesi ve kamu kurumlarının duyurularını erişilebilir formatta sunmaması , Kurum tarafından ayrımcılık yasağının ihlali kapsamında değerlendirilmiştir. Bu durum, teknolojik gelişmelerle birlikte ayrımcılığın yeni biçimler kazandığını ve Kurumun bu alanı da kapsayacak şekilde yorum geliştirdiğini göstermektedir.
Eğitim alanı ise ihlal kararlarının en yoğun olduğu alanlardan biridir. Kurum, engelli bireylerin eğitim hakkından eşit şekilde yararlanabilmesi için gerekli olan bireyselleştirilmiş eğitim programlarının uygulanmamasını ve destek mekanizmalarının sağlanmamasını ayrımcılık olarak değerlendirmektedir. Nitekim bireyselleştirilmiş eğitim programının uygulanmaması ve destek eğitim hizmetlerinin sağlanmaması ile öğrencinin sınıf içinde dışlanması ve eşit katılımının engellenmesi , açık şekilde ayrımcılık olarak nitelendirilmiştir. Bu kararlar, özellikle makul düzenleme yükümlülüğünün ihlalinin eğitim alanında temel bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır.
Çalışma hayatına ve kamu hizmetlerine ilişkin kararlarda da benzer bir yaklaşım benimsenmiştir. Engelli bireylerin çalışma koşullarının belirlenmesinde bireysel durumlarının dikkate alınmaması, Kurum tarafından ayrımcılık olarak değerlendirilmiştir. Bu kapsamda engelli personele nöbet muafiyeti tanınmaması , engel durumu gözetilmeksizin görev yeri değişikliği yapılması ve bakım yükümlülüklerinin dikkate alınmaması ve makul düzenleme yapılmaması , ihlal tespiti yapılan durumlar arasında yer almaktadır. Bu kararlar, idarenin engelli bireylerin durumunu soyut ve genel kabullerle değil, bireyselleştirilmiş değerlendirme ile ele alma yükümlülüğünü yeterince yerine getirmediğini göstermektedir.
Kurum ayrıca, hem kamu hem de özel sektör tarafından sunulan hizmetlere erişimde yaşanan ayrımcılıkları da ihlal kapsamında değerlendirmektedir. Örneğin engelli bireyin arıza servis hizmetlerinden yararlanırken kolaylık sağlanmaması ve toplu taşıma hizmetlerinden ücretsiz yararlanma hakkının engellenmesi , hizmet sunumunda eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ortaya koymaktadır. Bu durum, ayrımcılığın yalnızca kamu otoriteleriyle sınırlı olmadığını, özel sektör faaliyetlerinde de yaygın olarak ortaya çıktığını göstermektedir.
Son olarak, Kurumun ceza infaz kurumlarına ilişkin kararlarında da engelli bireylerin özel durumlarının yeterince dikkate alınmadığı durumlarda ihlal tespiti yaptığı görülmektedir. Nitekim engelli mahpusa refakatçi sağlanmaması engelli bireylerin kırılganlık durumunun kapalı kurumlarda daha ağır sonuçlar doğurabileceğini ortaya koymaktadır.
Tüm bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, TİHEK’in engellilik temelinde ayrımcılığı yalnızca açık ve farklı muamele ile sınırlı görmediği; erişilebilirliğin sağlanmaması, makul düzenleme yapılmaması ve bireysel ihtiyaçların dikkate alınmaması gibi durumları da ayrımcılık kapsamında değerlendirdiği anlaşılmaktadır. Özellikle son dönemde verilen ihlal kararlarında idari para cezası yaptırımına daha sık başvurulması, Kurumun ayrımcılıkla mücadelede daha etkin ve yaptırım odaklı bir yaklaşım benimsediğini göstermektedir.
Bu yönüyle TİHEK kararlarının, engelli haklarına ilişkin uluslararası standartlarla uyumlu bir şekilde, hakların yalnızca teorik olarak tanınmasını değil, fiilen ve eşit biçimde kullanılmasını güvence altına alma amacını yansıttığı söylenebilir.
3. TİHEK Kararlarında Uluslararası Standartların Yeri
TİHEK kararlarının dikkat çekici bir diğer yönü, Kurumun değerlendirmelerinde yalnızca ulusal mevzuat hükümlerine dayanmakla yetinmeyip, aynı zamanda uluslararası insan hakları belgelerini ve özellikle Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi (EHS) sistematik biçimde referans almasıdır. Nitekim Kurum, engelliliğe dayalı ayrımcılığın tanımını ortaya koyarken doğrudan EHS’nin 2. maddesinde yer alan tanımı esas almakta ve bu tanımı 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’un ilgili hükümleri ile birlikte yorumlamaktadır . Bu yaklaşım, ayrımcılık yasağının yorumunda uluslararası standartların iç hukuka entegre edildiğini ve Kurumun normatif değerlendirmesini bu çerçevede kurduğunu göstermektedir.
Bunun ötesinde, Kurum kararlarında yalnızca sözleşme hükümlerine değil, sözleşmenin yorumuna yön veren Komite yorumlarına da açık şekilde yer verildiği görülmektedir. Özellikle makul düzenleme yükümlülüğüne ilişkin değerlendirmelerde, Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi tarafından kabul edilen 6 No’lu Genel Yorum’un ölçütlerinin ayrıntılı biçimde benimsendiği dikkat çekmektedir. Kurum, makul düzenlemenin varlığını değerlendirirken; engelin bireysel olarak tespit edilmesi, ilgili kişiyle diyalog kurulması, önerilen düzenlemenin gerekliliği ve uygunluğu, ölçülülük ve aşırı külfet oluşturup oluşturmadığı gibi kriterleri somut olaya uygulamaktadır . Bu kapsamda verilen kararlarda, işveren veya idare tarafından sunulan alternatif çözümlerin şeklen mevcut olmasının yeterli görülmediği; bu çözümlerin engelli bireyin somut ihtiyaçlarını karşılayıp karşılamadığına odaklanıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim bahsi geçen kararda, çalışanın fiziksel koşullar nedeniyle işyerindeki cihazlara erişememesi karşısında geliştirilen alternatif uygulamanın bireyin durumunu fiilen değiştirmediği gerekçesiyle makul düzenleme yükümlülüğünün ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
Eğitim alanına ilişkin kararlar incelendiğinde de benzer bir yaklaşımın sürdürüldüğü görülmektedir. Kurum, EHS’nin 24. maddesinde düzenlenen kapsayıcı eğitim hakkını yalnızca genel bir ilke olarak değil, somut olaylara uygulanabilir bir norm olarak ele almakta ve bu hükmü Engelliler Hakkında Kanun’un ilgili düzenlemeleri ile birlikte değerlendirmektedir . Bu bağlamda, engelli öğrencinin eğitim faaliyetlerine eşit koşullarda katılımının sağlanmaması, akranlarından ayrı tutulması veya ihtiyaç duyduğu destek mekanizmalarının sunulmaması, doğrudan ayrımcılık olarak nitelendirilmektedir. Ayrıca Kurumun bu değerlendirmelerinde yalnızca EHS’ye değil, aynı zamanda Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi gibi diğer sözleşmelere de atıf yaptığı görülmektedir. Bu durum, Kurumun yorum faaliyetinde çok katmanlı bir uluslararası insan hakları perspektifi benimsediğini göstermektedir.
Bu çerçevede TİHEK kararları, yalnızca ulusal hukuk normlarının uygulanması bakımından değil, aynı zamanda uluslararası insan hakları standartlarının iç hukukta somutlaştırılması bakımından da önemli bir işlev görmektedir. Özellikle Komite genel yorumlarının ve sözleşme hükümlerinin doğrudan karar gerekçelerine yansıtılması, Engelli Hakları Komitesi’nin geliştirdiği hak temelli yaklaşımın ulusal düzeyde uygulanabilir hale geldiğini ortaya koymaktadır. Bu yönüyle Kurum, yalnızca bir denetim mekanizması olmanın ötesinde, engelli haklarına ilişkin uluslararası normların iç hukukta yorumlanması ve geliştirilmesinde aktif bir rol üstlenmektedir.
Bununla birlikte, TİHEK kararlarında uluslararası standartlara yapılan atıfların henüz tüm karar pratiğine yayılmış sistematik bir bütünlük kazandığını söylemek güçtür. Her ne kadar bazı kararlarda EHS ve Komite genel yorumlarına ayrıntılı biçimde yer verilse de, bu referansların tüm karar pratiğine eşit ölçüde yansımadığı görülmektedir. Bu durum, Kurum kararlarının bir yandan uluslararası standartların iç hukuka aktarımı bakımından önemli bir potansiyel taşıdığını, diğer yandan ise bu potansiyelin henüz tam anlamıyla kurumsallaşmadığını göstermektedir. Komite’nin Türkiye’ye yönelik nihai gözlemlerinde de benzer şekilde, engelli haklarına ilişkin düzenlemelerin uygulamada yeterince hayata geçirilemediği ve özellikle erişilebilirlik ile makul düzenleme yükümlülüklerinin etkin biçimde sağlanamadığı vurgulanmaktadır. Bu yönüyle, TİHEK kararlarının ortaya koyduğu tablo ile Komite’nin değerlendirmeleri arasında dikkat çekici bir paralellik bulunmaktadır.
4. Komite İçtihadı ile Ulusal Uygulama Arasındaki İlişki
Komite’nin Türkiye’ye yönelik nihai gözlemlerinde ortaya koyduğu değerlendirmeler ile ulusal düzeydeki uygulamalar arasındaki ilişki, yalnızca genel tespitler düzeyinde kalmamakta; Komite’nin bireysel başvuru kararlarında geliştirdiği içtihat üzerinden somut biçimde de izlenebilmektedir.
Komite, taraf devletlere karşı yapılan bireysel başvuru kararlarında erişilebilirlik, makul düzenleme ve ayrımcılık yasağı gibi kavramların kapsamını belirleyerek devletlerin yükümlülüklerini somutlaştırmakta ve bu yükümlülüklerin hem kamu makamları hem de kamuya hizmet sunan özel aktörler bakımından geçerli olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çerçevede geliştirilen yaklaşımın, TİHEK kararlarında ulusal düzeyde karşılık bulduğu görülmektedir.
Nitekim Komite’nin Nyusti ve Takács/Macaristan kararında, görme engelli bireylerin bankacılık hizmetlerine erişememesi erişilebilirlik yükümlülüğünün ihlali olarak değerlendirilmiş ve bu yükümlülüğün özel sektör aktörlerini de kapsadığı açıkça ortaya konulmuştur. Benzer şekilde TİHEK kararlarında da, hem kamu hem de özel sektör tarafından sunulan hizmetlere erişimin sağlanmaması ayrımcılık yasağının ihlali olarak kabul edilmekte; hizmet sunumunda gerekli kolaylaştırıcı önlemlerin alınmaması veya alternatif çözümlerin sunulmaması ihlal nedeni olarak değerlendirilmektedir.
Bunun yanında Komite’nin H.M./İsveç kararında bireyin özel ihtiyaçlarının dikkate alınmaması ve gerekli uyarlamaların yapılmaması makul düzenleme yükümlülüğünün ihlali olarak değerlendirilmiş ve bu durum doğrudan ayrımcılık kapsamında ele alınmıştır. TİHEK kararlarında da benzer şekilde, engelli bireylerin somut ihtiyaçlarının dikkate alınmaması, sunulan çözümlerin fiilen etkili olmaması veya bireyselleştirilmiş desteklerin sağlanmaması ayrımcılık olarak nitelendirilmekte olup, bu yaklaşım Komite’nin makul düzenleme anlayışıyla açık bir paralellik göstermektedir.
Erişilebilirlik bakımından da benzer bir örtüşme söz konusudur. Komite içtihadında erişilebilirlik, bireysel taleplerle sınırlı olmayan, önleyici ve genel nitelikte bir yükümlülük olarak ele alınırken; TİHEK kararlarında fiziksel çevrenin, dijital hizmetlerin ve kamusal alanların erişilebilir olmaması doğrudan ayrımcılık olarak değerlendirilmektedir. Bu durum, Komite’nin erişilebilirliği temel bir insan hakkı olarak ele alan yaklaşımının ulusal uygulamada somut karşılık bulduğunu göstermektedir.
Komite içtihadında ayrımcılık yasağı, yalnızca açık farklı muameleyi değil, görünüşte tarafsız uygulamaların engelli bireyler bakımından dezavantajlı sonuçlar doğurmasını da kapsayacak şekilde yorumlanmaktadır. Bu kapsamda devletlerin, farklı durumda olan bireylere farklı muamelede bulunma yükümlülüğü bulunduğu ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesinin ayrımcılık teşkil edeceği kabul edilmektedir. TİHEK kararlarında da engelli bireylerin hizmetlere erişiminde yaşanan güçlükler değerlendirilirken, biçimsel eşitlik anlayışı yerine fiili eşitlik yaklaşımının benimsendiği görülmektedir. Kurum, engelli bireylerin diğer bireylerle eşit koşullarda haklardan yararlanabilmesi için özel tedbirler alınması gerektiğini vurgulamakta ve bu tür tedbirlerin alınmamasını ayrımcılık yasağı kapsamında değerlendirmektedir. Bu yönüyle TİHEK kararları, Komite’nin ayrımcılık yasağını geniş ve maddi eşitlik temelinde yorumlayan yaklaşımıyla paralellik göstermektedir.
Bu değerlendirmeler birlikte ele alındığında, Komite içtihadı ile TİHEK kararları arasında kavramsal ve normatif düzeyde güçlü bir paralellik bulunduğu görülmektedir. Ancak bu paralelliğin henüz sistematik ve bütüncül bir içtihat yapısına dönüşmediği; uluslararası standartların ulusal karar pratiğine daha açık, istikrarlı ve doğrudan yansıtılmasına ihtiyaç bulunduğu anlaşılmaktadır.
VII. SONUÇ
Bu çalışma kapsamında Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi’nin bireysel başvuru kararları, izleme mekanizması ve taraf devlet uygulamaları birlikte değerlendirilmiştir. Ampirik veriler, engelli haklarına ilişkin ihlal iddialarının özellikle ayrımcılık yasağı, erişilebilirlik ve temel hizmetlere erişim alanlarında yoğunlaştığını; buna karşılık Komite kararlarına uyum düzeyinin sınırlı kaldığını ortaya koymaktadır. Bu durum, küresel boyutta engelli hakları alanında normatif düzenlemelerin varlığının tek başına yeterli olmadığını, etkili uygulama mekanizmalarının belirleyici olduğunu göstermektedir.
Komite içtihadı incelendiğinde erişilebilirlik, makul düzenleme ve ayrımcılık yasağı kavramlarının, yalnızca negatif yükümlülükler çerçevesinde değil, taraf devletlere aktif ve sonuç odaklı pozitif yükümlülükler yükleyen bir anlayışla yorumlandığı görülmektedir. Komite, hem kamu makamlarının hem de özel sektör aktörlerinin engelli bireylerin haklardan fiilen ve eşit biçimde yararlanmasını sağlayacak şekilde hareket etmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Türkiye bakımından yapılan değerlendirmede, sunulan rapor üzerine yayımlanan Komite’nin nihai gözlemleri ile ulusal uygulama arasında belirli bir uyumsuzluk bulunduğu tespit edilmiştir. Her ne kadar ulusal mevzuat düzeyinde önemli düzenlemeler mevcut olsa da, bu düzenlemelerin uygulamaya yansıması sınırlı kalmaktadır. Anayasa Mahkemesi kararlarında Komite’nin benimsediği bazı ilkelerin dolaylı biçimde yansıdığı görülmekle birlikte, bu yaklaşımın henüz sistematik bir içtihada dönüşmediği anlaşılmaktadır. Buna karşılık idari bir başvuru mekanizması olan Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu kararlarında uluslararası standartlara ve Komite yorumlarına daha doğrudan atıf yapılması, bu alanda gelişmekte olan bir normatif etkileşime işaret etmektedir.
Sonuç olarak, Komite uygulaması ile ulusal hukuk arasındaki ilişkinin henüz tam anlamıyla kurumsallaşmadığı; ancak özellikle ayrımcılık yasağı ve makul düzenleme alanlarında uluslararası standartlara doğru bir yönelim bulunduğu söylenebilir. Bu durum, engelli haklarının etkin korunması bakımından uluslararası normların ulusal hukukta daha sistematik ve bütüncül biçimde uygulanması gerekliliğini ortaya koymaktadır.
KAYNAKÇA
1. Öğreti
Azarkan, E., Benzer, E. (2018). “Birleşmiş Milletler Engelli Kişilerin Haklarına Dair Sözleşme ve Türkiye’de Engelli Hakları”, DÜHFD, Cilt: 23, Sayı: 38, s. 3-29.
2. Uluslararası Belgeler (Birleşmiş Milletler)
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR), Temel Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmeleri ve Bunların Denetim Organları (The Core International Human Rights Instruments and their Monitoring Bodies), https://www.ohchr.org/en/core-international-human-rights-instruments-and-their-monitoring-bodies (E.T. 28.04.2026).
Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi, Committee on the Rights of Persons with Disabilities, https://www.ohchr.org/en/treaty-bodies/crpd (E.T. 28.04.2026).
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (OHCHR), Taraf Olma Durumu Etkileşimli Gösterge Paneli (Status of Ratification Interactive Dashboard), https://indicators.ohchr.org/ (E.T. 28.04.2026).
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşme Organları, Basitleştirilmiş Raporlama Usulü (Simplified Reporting Procedure), https://tbinternet.ohchr.org/_layouts/15/TreatyBodyExternal/OptionalReporting.aspx?TreatyID=4&Lang=En (E.T. 28.04.2026).
3. BM Raporları ve Ülke Belgeleri
Birleşmiş Milletler, Engelli Haklarına İlişkin Sözleşme’nin 35. maddesi uyarınca Türkiye tarafından sunulan ilk rapor (Initial report submitted by Turkey under article 35 of the Convention, due in 2011), UN Doc. CRPD/C/TUR/1, 4 Ekim 2017, https://digitallibrary.un.org/record/1308046 (E.T. 28.04.2026).
Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi, Türkiye’nin ilk raporuna ilişkin nihai gözlemler (Concluding observations on the initial report of Turkey), UN Doc. CRPD/C/TUR/CO/1, 1 Ekim 2019, https://www.ohchr.org/en/documents/concluding-observations/crpdcturco1-committee-rights-persons-disabilities-concluding (E.T. 28.04.2026).
Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği, Türkiye’nin BM Engelli Kişilerin Hakları Komitesine Sunduğu Raporun Türkçesi, https://www.stgm.org.tr/e-kutuphane/turkiyenin-bm-engelli-kisilerin-haklari-komitesine-sundugu-raporun-turkcesi (E.T. 28.04.2026).
4. Uluslararası İçtihat (CRPD Komitesi Kararları)
Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi, Nyusti ve Takács / Macaristan kararı, Başvuru No: 1/2010, Karar tarihi: 16 Nisan 2013, UN Doc. CRPD/C/9/D/1/2010, https://juris.ohchr.org (E.T. 28.04.2026).
Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi, H.M. / İsveç kararı, Başvuru No: 3/2011, Karar tarihi: 19 Nisan 2012, UN Doc. CRPD/C/7/D/3/2011, https://juris.ohchr.org (E.T. 28.04.2026).
Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi, Gröninger / Almanya kararı, Başvuru No: 2/2010, Karar tarihi: 4 Nisan 2014, UN Doc. CRPD/C/D/2/2010, https://juris.ohchr.org (E.T. 28.04.2026).
5. Veri Kaynakları
Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi, Bireysel Başvurular – Takip Tablosu (Kapanmış Dosyalar), https://www.ohchr.org/en/treaty-bodies/crpd/individual-communications (E.T. 28.04.2026).
Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi, Bireysel Başvurular – Bekleyen Dosyalar Tablosu (Excel), https://www.ohchr.org/en/treaty-bodies/crpd/individual-communications (E.T. 28.04.2026).
6. Anayasa Mahkemesi Kararları
AYM, 13.09.2017 başvuru tarihli ve 2014/11855 başvuru numaralı Gürkan Kaçar ve diğerleri başvurusu.
AYM, 16.01.2020 başvuru tarihli ve 2016/23168 başvuru numaralı Ahmet Gülen başvurusu.
AYM, 02.03.2023 başvuru tarihli ve 2017/37627 başvuru numaralı Sevda Yılmaz başvurusu.
AYM, 02.10.2024 başvuru tarihli ve 2021/54675 başvuru numaralı Ersan Özgümüş başvurusu.
7. TİHEK Kararları
TİHEK, 2022/582 Başvuru, 2023/63 Karar numaralı ve 24.01.2023 tarihli karar.
TİHEK, 2023/257 Başvuru, 2024/931 Karar numaralı ve 05.09.2024 tarihli karar.
TİHEK, 2024/35 Başvuru, 2025/66 Karar numaralı ve 11.02.2025 tarihli karar.
TİHEK, 2024/63 Başvuru, 2024/758 Karar numaralı ve 16.08.2024 tarihli karar.
TİHEK, 2024/315 Karar numaralı ve 14.03.2024 tarihli karar.
TİHEK, 2024/1061 Başvuru, 2024/1214 Karar numaralı ve 03.12.2024 tarihli karar.
TİHEK, 2024/1601 Başvuru, 2025/385 Karar numaralı ve 25.06.2025 tarihli karar.
TİHEK, 2024/2155 Başvuru, 2025/199 Karar numaralı ve 08.04.2025 tarihli karar.
TİHEK, 2024/2317 Başvuru, 2025/597 Karar numaralı ve 04.09.2025 tarihli karar.
TİHEK, 2024/2343 Başvuru, 2025/598 Karar numaralı ve 04.09.2025 tarihli karar.
TİHEK, 2024/2662 Başvuru, 2025/590 Karar numaralı ve 04.09.2025 tarihli karar.
TİHEK, 2024/2664 Başvuru, 2025/593 Karar numaralı ve 04.09.2025 tarihli karar.
TİHEK, 2025/893 Başvuru, 2025/775 Karar numaralı ve 27.11.2025 tarihli karar.
TİHEK, 2025/1200 Başvuru, 2025/691 Karar numaralı ve 28.10.2025 tarihli karar.
TİHEK, 2026/19 Karar numaralı ve 15.01.2026 tarihli res’en inceleme kararı.
